Acı
çekilen dönemlerde insanların azmi canlanır hep ve o azim duygusu başarının ilk
adımıdır. Purgatory adında ufak çaplı bir grup kuruldu Florida’da, tarih 20 Ocak
1985’i gösteriyordu. Zor yaşam şartlarını nasıl da dile getirir bir isimdi.
Elbetteki bu zorluk kurucu Jon Schaffer’ın çevresinde geçiyordu. Heavy Metalin
hızla değişime uğradığı bir döneme denk gelen grup, Jon’un Iron Maiden fanı
olmasına rağmen, ilk demolarını gayet özgün bir şekilde kaydetmeyi başarmıştı.
Nitekim bu ilk üç demo: 85’te “Burning Oasis” , 86’da “Horror Show” ve
“Psychotic Dreams” idi. Bu dmeolar Jon’un kardeşi gibi sevdiği Bill Blackman’in
ölümünden sonra onun eşyaları ile kaydedilmişti.
Bill ile Jon gerçekten çok samimi dostlardı. Bill grup isminin Iced Earth olması
konusunda Jon’a fikir vermişti. Jon, Bill öldükten sonra bu ismi gruba onun için
verdi. Jon Bill’in ölümüne gerçekten aşırı üzülmüştü.
Bir gece Bill ve Jon dostlar bir partiye giderler kafayı bulurlar. Bill bir
motorsiklet ile eve gitmek ister ancak Jon onu bu şekilde gitmemesi konusunda
uyarır. Bill Jon’u dinlemez ve o motorsiklet üzerinde o gece trafik kazasında
ölür. [Jon’un ileride besteleyeceği Watching Over Me şarkısını Bill için
besteleyecektir]
Biyografiyi okumak için devamına tıklayın !
Bu hazin ayrılıktan sonra Jon, Iced Earth ismi ile ilk ciddi demosunu
kaydetmişti: Enter The Realm. Bu kayıtta Jon Schaffer (Gitar-Vokal), Randy
Shawver (Lead Gitar), Gene Adam (Vokal), Dave Abell (Bas) ve Mike McGill (Davul)
elemanları yer almıştı. İlk kadro bu şekilde idi.
Enter The Realm, Rock Hard tarafından yılın en iyi demosu olarak ilan edilmesi
ile grubu bir anda piyasanın içine soktu. Elbetteki dönemim o sabit kuralı gibi
görünen “başarılı bir demodan sonra gelen sözleşme” gerçekleşti ve grup Tom
Morris’in de yardımlarda bulunduğu demodan sonra Century Media ile sponsorluk
anlaşması imzaladı.
Ve
tarih 91’i gösterdiğinde, Heavy Metal büyük değişim içine girdiği bir dönemde,
bu değişimden nasibin alan gruplardan birisi de Iced Earth oldu. Ancak elbetteki
bu değişim kötü yönde bir değişim değildi. Aslında şunu kullanırsak daha doğru
olur; albüm zaten IE’nin ilk albümü. Piyasaya direk değişik bir sound ile
girdiler.”Iced Earth” adındaki ilk albüm, Jon’un büyük bir Maiden fanı
olmasından etkilenmemiş olsa gerek ki, gayet özgün, karanlık, ürkütücü bir sound
elde etmeyi başarmıştı. Piyasadaki birçok büyük gruptan uzak ve gayet özgün bir
tarz yakalanmıştı evet.
Nitekim bu zamanlardan önce Jon ritm gitarda henüz riff konusunda tam pişmemiş
bir durumdaydı. Büyülü bir iş olsa gerek ki IE’nin kayıtlarında stüdyoya
girdiklerinde Jon gayet kararlı ve özgün riffler ile parçaları dizayn etmişti.
Jon ritmde kendini geliştirmeye başlamıştı. Hatta bazı söylentilere göre Jon’un
bu ritm sorunu grubun bir süreliğine dağılmasına sebep olmuştu.Jon’un ritm
öğrenip tekrar riff çıkarabileceği güne kadar.
Bir takım eleman değişikliğinden sonra [Gene Adam ve Mike McGill yerine vokale
John Greely, davula da Richey Secchiari geldi] 92’de gayet karanlık, gayet epik
ve gayet hızlı parçalardan oluşan 2.albüm “Night Of The Stormrider” dünyaya
geldi.
IE albümünden sonra piyasadan aldığı olumlu tepkiler ile Jon, NOTS’u da aynı
içerikte ve tarzda çıkarmaya karar verdi. Ve Jon’un o epiksel hikayeler anlatma
yeteneği açığa çıktı ki ileride nelere imza atacaktı nelere… Hayatının en önemli
epik parçası da bu albümde idi : Travel In Stygian.
Grup yükselişe geçmesi gereken bir dönemde düşüş yaşamaya başlamıştı. Elemanlar
kırık dökük bir kamyonet ile konserler vermeye devam ediyorlardı. Almanya
ayağının birinde arabalarının bozulması, zamanla Jon’un moralini bozan, canını
çok sıkan olayların olması, onları eskiye “acı çekilen o döneme” Purgatory
döneminde geri götürmüştü sanki. Yeni albümün bir türlü oluşturulamaması onları
maddi açıdan da sıkıntıya sokmuştu. Çoğu grup gibi albümden elde ettikleri gelir
ile konserlere çıkıyorlardı. Ancak yeni albüm çıkartamadıkları için paranın da
sonu yaklaşıyordu. Çoğu zaman Jon bir otelde kalmak ya da araba ile evine gitmek
yerine arabada geceliyordu. Bu sıkıntılı dönem zor da olsa 3 yıl sonra 85’te
sona eriyor ve 3.albüm olan “Burnt Offerings” nihayetinde hayranları ile
buluşuyordu. Ama ne buluşma! İçinde Dante’s Inferno gibi tarihi, bilimsel,
mistik, devrimsel ve müzikal açıdan da bir o kadar özgün ve komplike bir şarkıya
imza atmışlardı. Henüz 3.albüm olmasına rağmen Jon’un o hikaye anlatma yeteneği
aşırı derecede belli oluyor ve şarkılara yansıyordu. Aynı albümde efsane diğer
şarkı hiç şüphesiz Burning Oasis tir.
Bu karanlık ve mistik albümden sonra hayranlar da gördü ki, karşılarında uzun
melodik ritmli, uzun karmaşık sololu, agresif ve aynı zamanda gayet olgun bir
Iced Earth profili duruyor. Jon’un Maiden fanlığı yavaş yavaş müziklerine de
yansımaya başlamıştı. Şarkıların melodik olmasını buna bağlayabiliriz.
İşte tam manası ile yükselme dönemine giren grup hiç vakit kaybetmeden 4. albüm
olan “The Dark Saga” 96’da piyasaya sürüldü. İşte IE’nin soundunun bariz
oluştuğu bir albüm.
TDS, gerçekten olgun, düzenli, müzikal açıdan mükemmeliyete yakın, içerik
açısından da alışılmışın dışında bir albümdü. Uzun yıllar içinde birçok konsere
konuk olacak parçaları barındıran bir albümdü. Bu albümün çıkması ile turnelere
hız kazandıran grup, bir dönem Jon’un sakatlığı ile gündeme oturdu. Boynundan
sakatlanan Jon birçok konsere bandajlı çıkmak zorunda kaldı. Şu an boyun sorunu
hala devam etmektedir eskisi kadar olmasa da.
Ve
çoğu grup gibi IE’nin de belirli dönemleri olmuştur. Hatırlayın acı çekilen
dönemi. Yani Purgatory dönemini. İşte o günlere atıfta bulunmak amacı ile o
dönemde herhangi sponsorluğu bulunmadan çekilen kayıtları daha güçlü bir ekipman
ve stüdyo kaydı ile tekrar çalmıştır grup. Tabi albümlerdeki bazı parçalar da bu
şekilde yeniden çalınmıştır. Remaster olayı yani bir nevi. Bu albümde heavy
metal camiasının ünlü ve güçlü sesi Matthew Barlow yer almıştır. Gitara Larry
Tarnovski ve davula da bir zamanlar Death’te de çalan Richard Christy
getirilmiştir. Albüm gerçekten manevi bir değer taşıyordu.. O sıkıntılı dönemi
anlatırken şuan ki konumlarını bilmeleri, onları ciddi manada duygulandırmıştı.
98’de ise ileride Alive In Athens konserine birçok parça verecek çok çok önemli
bir albüm piyasa sürüldü : Something Wicked This Way Comes. İşte Jon ve grubunu
ileride de zirve yaptıracak gelişmeler vardı bu albümde. Nitekim Jon’un hikaye
anlatıcılığı daha ileri seviyelere çıkmış, trilojik bir konsept oluşturma
evresine çoktan girmişti bile. Kimisine göre Jon’un kıyamet kehaneti olarak
kabul edilen “Wicked trilojisi” bu albümde hayat bulmuştu. Hayranları bu
trilojiye öyle kaptırmışlardı ki kendilerini, ileride bu konsepti kapsayan koca
bir albüm yapmalarını bile istemişlerdi Jon’dan, Jon’un da zaten en büyük hayali
bu idi.
1999 yılında sadece ABD için "The Melancholy" EP’si çıkmış ve 2 yıl sonra da
Avrupa’da yayınlanmıştır. ABD için basılan EP’de ‘Melancholy’ , ‘Watching Over
Me’ , ‘I Died For You’, Bad Company grubundan ‘Shooting Star’ ve Black Sabbath
grubundan da ‘Electric Funeral’ coverı yer alıyordu. 2001 yılında Avrupa için
çıkarılan EP’de de bu parçalara ek olarak, ‘Colors’ parçasının canlı formatı ve
Judas Priest’den ‘The Ripper’ coverı yer alıyordu. Ve grup öyle sağlam bir
döneme girmişti ki, artık Jon’un grupta daha bir ağır hissedildiği milenyum
döneminde 2001’de konsept niteliğinde “Horror Show” albümü çıkarılmıştı. Bu
albüm sadece “insan korkuları”nı ele alan konularla dolu parçalardan oluşuyordu.
Damien, Frankenstein, Dracula, Jekyl&Hyde, Jack, Kurt adam yani Wolf ve vampir
ülkesi Transylvania bunlara en güzel örneklerdi. Doğal olarak sound gayet
karanlık, ürkütücü ve agresifti.
Çoğu grup gibi IE’de girdiği o sağlam dönemde artık kendi istek ve arzularını
kapsayacak albümlere imza atmaya devam ediyordu. 2002’de ortaya çıkan Tribute To
The Gods albümü, isminden anlaşılacağı gibi Metal Tanrıları’nın parçalarının
coverlarından oluşuyordu.Coverlar birçok kesim tarafından gayet başarılı
bulunmuştu. Ve 2004’ gelindiğinde, Malt gitmiş, grup birçok eleman değişiminden
sonra vokale Tim Owens’ın da geçmesi ile The Glorius Burden albümü piyasa
sürülmüştür. Bu albüm ileride Jon’un ve hayranlarının başını çok ağrıtacaktır.
Nitekim bu albümle Jon birçok kesimden “aşırı” milliyetçi olarak ilan edilmişti.
Koca bir albüm ve parçaların tümü ABD tarihine endeksli idi. Çoğusu günümüz
Amerikasının politikasını destekleyen bir Jon olarak düşünse de ,kendisi bu
sözlere gözlerini yumup, ülkesinin “sadece tarih milliyetçiliğini” yapmaya devam
edecekti. “Tarihe bağlı olmak” ile günümüz yanlış politika izleyen bir ülkenin
milliyetçiliğini yapmak arasındaki farkı kendisi de bizzat biliyordu. Bu albüm
çok konuşuldu ama grup bu albümle müzikal anlamda da mükemmeliyeti yakalamıştı
bile. Sound agresif derecede power bir hal ile hayranların karşısına geçmişti
grup. Power metalde en iyi albümler arasında ilk sıralarda olması gereken bir
albüm haline gelmişti.

Bu patlama etkisi yapan dönemden sonra çoğu hayranın 98’de hayran kaldığı
“Wicked Trilojisi” şuan, şu zamanda “Framing Armageddon” ile tekrar gündeme
geldi. Ama ne geliş ! Daha öncesinde 2006’da bu albümden parça olan Ten Thousand
Strong single olarak tanıtım için konsept albüm olan “Overture Of The wicked”
ile piyasa sürüldü. Bu parçanın dışında albümde triloji yer alıyordu : Prophecy
– Birth Of Te Wicked – The coming Curse. Jon’un hem prodüktörlükte, hem
müzikalitede, hem şarkı sözü yazmasında, hem müzisyenlik kariyerinde en tepeye
çıktığı bir albümdü Framing Armageddon. Sadece kendisi değil, elemanlarına
yaptığı direktiflerde elemanlar da zirve yapmış, albüm 10 Eylül Avrupa’da ilk
haftada listelerde 78.sırada yerini almıştı. Gün geçtikçe albümün o derin
içeriği elbette birçok kesime hitap etmeye devam edecek albüm hak ettiği yere
yükselecektir.
Buzul Dünya, Jon’un dünyası, Jon’un kehanetleri, Jon’un psikolojik dünyası ile
bugün heavy metal camiasının en önemli grupları arasında yer almıştır. Something
Wicked Part I albümü olan Framing Armageddon’un ikinci kısmı olan Something
Wicked Part II,Revelation Abomination albümü de ileriki yıllarda da fanları
mutlu etmeye devam edecek. Iced Earth, kesinlikle müzikal duruşu ve efsanevi
içeriği ile heavy metal in hem ilk göz ağrısı hem de çok değerli bir grubudur.
Öyle ki bu durum ta milenyumda fanları tarafından “Ölüme Kadar Olanlar” lakabı
ile anıldıkları “Loyal to The Death” hayran kitlesi ile onurlandırılmıştır. Biz
de Iced Earth ile Ölüme Kadar Olanlar sıfatını taşımaktan büyük gurur duyuyoruz.
LOYAL TO THE DEATH !!!
Hazırlayan: Horned Hand
