Kayıt: Apr 30, 2008 Mesajlar: 401 Nerden: İstanbul
Tarih: Prş May 29, 2008 1:10 am Mesaj konusu: Son Şarkın ...
Sıkıntılı anlarımda ya da "dolduğum" zamanlarda bu tip denemeler yazmak alışkanlık oldu. Umarım beğenirsiniz, henüz amatörce olan yazılarım sadece içimden geldiği gibi. Hobi amaçlı diyelim (umarım yanlış yere açmıyorumdur başlığı). Şimdiden yorumlarınız ve ilginiz için teşekkür ederim...
Son Şarkın …
Kalıpların uyumu. Biçimsiz ruhunu nede güzel sığdırmışsın o muhteşem bedenine. Sözlerin ve bedenin, çokta benziyordur oysa, ahenk içinde dans ederken biz. Fakat bilmeni isterim, insan denen yaratık yapboz parçalarına benziyor. Belki bir kısmını uydurabilir, yerleştirebilirsin; fakat bu sadece bir aldatmaca, aptal bir illüzyondan ibaret kalır ve ardından parçalar birbirinden ayrılır. Ta ki, Dünya fotoğrafı üzerindeki milyarlarca parça arasından doğru olanını bulana kadar… Tek yönüyle değil, tümüyle o parça diğerine aittir tatlım ve birleştiğinde ayırma ihtiyacı duymaz kimse. Ruhun bedenin kadar esnek olamadı, biçimlendirilirken bir şeyler unutulmuş olmalı. Bilmiyorsan yardımcı olabilirim, bu kez büyüklüğü sen gösteriyorsun, 1000 bilen olarak 1 bilene danışıyorsun. Çok basit bir kelime; yalın ve makyajından uzak; Anlayış…
Geçmişin izlerini taşıyan dolunay gökyüzünde. Son hafızamdan kalan ile aynı biçimde, görünen yüzü hiç değişmemiş. O hep oradaydı, üzerindeki yaşlı ve derin çizgileri ile gözlerimi kamaştıran ışığı hiç değişmedi. Çarpık hafızam tam olarak çıkaramıyor, fakat hatırladığım kadarıyla gözüme zorla takılan bir şeyler vardı. Kimisi pembeydi; onun ışığını ve ihtiyar yüzündeki çizgileri yok eden, ona her an dokunabilecekmişim gibi yakın hissettirirdi. Kimisi kapkara bir çarşaf gibiydi; Zeus’un o çılgın ve öfke saçan bulutları ve dinmeyen yıldırımları arasından bakmama izin vermezdi. Ne zaman gözümü çevirsem altından adını koyamadığım çatlaklardan bir şeyler sızardı. Hayat kadar acı, aşk kadar taze ve canlı, gece kadar akışkan ve hızlı…
Üzerinden 18 dolunay geçti. Dün tohumunun dahi toprağı aşamayacağını düşündüğüm o aciz canlı, şimdi birçok tohumu; yaprağı ve gölgesi altında besliyor ve koruyor. Tüm camlar kırıldı ve su kadar berrak, penceremin önüne konmuş eşi benzeri olmayan küçük bir kar tanesi gibi saf ve bembeyaz, tamamı ile gerçek, tüm sahteliklerden uzak bir biçimde karşımdaydı o muazzam dolunay. Ve inanır mısın bilmem, hepsinden güzeli çerçeveleri yüzünden göremediğim ve üzerine işlenmiş o ufak ayrıntıyı yakalayabilmemdi. Hayal meyal da olsa görüp de seçemediğim o üç harfi. İnanmıyorum ki bir yazar çıksında yazdığı yüzlerce hatta binlerce sayfaya rağmen şu üç harfteki derin manayı ve ince sanatı yakalayabilsin. Ne olduğunu merak ediyor musun? “Hiç”. Evet hiç. Çünkü sahte bakışların altından göremezsin bunu, hiçbir şeyin aslında senin duygularından daha kıymetli olamayışını…
Yine aynı şarkılar, aşk şarkıları… Artık çok farklılar, kulağımla beynim arasında gidip gelen ince tınılar. Bu notalar, gerçekten garip. Ruhumun ve kalbimin kalesinde büyük bir hırs ve tutku ile çarpışan o notalar şimdi surları dahi aşamıyorlar. Duygularım camdan bir zindan içerisinde ve huzurlu, güneş ile yaşıyorlar. Kalbimin ritmi bozulup kasılmıyor, gözlerim ise uykuya hasret, kapanmayı bekliyorlar, uykusuz gecelerime inat. Ve işte, o şarkı çalmaya başlıyor. Fakat hissedemiyorum, bir şeyler eksik. Bir ses geliyor çok derinlerden, fısıldıyor bana. Bu duygularımın sesi ve artık seni yaşamak istemiyorlar. Hemde hiçbiri…
Ne krallığımın asi ve inatçı ruhu Nefret, ne sakin ve duru tanrıçası Mutluluk, ne alevini hiçbir okyanusun söndüremeyeceği Acı, ne de yalanlarıyla kavrulan sahte tanrıça Aşk. Hiçbiri istemiyor seni. Ne sarayın en güzel odasında, ne de zindanında yerin yok artık. Veda vaktin geldi tatlım, büyün sona erdi. Bu kez mührünü dahi bırakmana izin verilmedi, güneşin bu denli parlak olduğu bir yerde sahtesine ihtiyaç yok. Yeni bir gün başladı ve beklediğin karanlığa ulaşılamadı.
Şimdi anlıyorsun değil mi? Camın rengi değiştikten sonra geriye kalan bir isim değil, sadece rakamlardı. Gidişinle alev alan evler ve dağılan kara bulutların ardından dudaklarımdan sadece şu sözcükler dökülebildi “Huzur içinde uyu.” …
Güzel, şimdi klişe falan ama şöyle bir laf vardır hani "Amatör ruhla profesyonelce hazırlanan" pötürcükler. Ben buna inanıyorum, daha dolu oluyor. Güzel yazı olmuş, Karaşövalye.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu Forum gücünü phpBB'den almaktadır. Tema
nukemods.com
tarafından uyarlanmıştır.