Giriş Yap ya da Kayıt Ol
Heavy Metal TR . COM - Keep The Heavy Metal Faith !: Forumlar

HMTR :: Başlığı Görüntüle - Müzik ile ilgili Bilgiler...
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   Kayıt OlKayıt Ol 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 
Sonraki başlık
Önceki başlık
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder  HMTR Forum Ana Sayfası » Müzik Enstrümanları
Yazar Mesaj
Tailgunner
Er
Er


Kayıt: Jul 09, 2005
Mesajlar: 164
Puanı: 964

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Çrş Oca 25, 2006 1:18 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Müzik notalarının ilk bulunması...

Müzik notalarının bulunması pisagor'a kadar dayanıyormuş. Bilenler bilir Pisagor bilimin uygulanmasından çok derlenip toparlanmasıylailgilenmiştir... Bir rivayet de derki Üstad birgün bir demircinin önünden geçerken demircinin hervurduğunda farklı bir sesin çıkarması onun ilgisini çeker... Demirciyi kapattırıp farklı aletlerle vurmasını sağlayarak çeşitli notlar alır ve yine ses perdesi ile tel uzunluğu arasındaki ilişkiyi Pisagor bulur... 9. yy ikinci yarısından itibaren notalama sistemleri geliştirilmeye başlar...

Günümüzde kullandığımız notalama sistemi Arezzolu Guido (Guido d'Arezzo)nun çalışmalarıyla başlamış... Bu adam seslerin yüksekliğini belirtmiş...

11. yüzyılda ise bu porte sayesinde sağlanıyor...

Seslerin birbirlerine karışmasını önlemek için ise adlandırma yapılmış... Do, re, mi, fa, sol, la, si fransızcadan geliyor diye biliyorum ben... Ancak İngilizcede ve Almancada bu harfleme sistemiyle yapılıyor... C,D,E,F,G,A,B (H) Donun eski adı "ut"muş... ancak bu ad sonradan ardarda notalar söylenirken yarattığı güçlük yüzünden değiştirilmiş...

"Si" hariç bugün kullandığımız bu notaların da isim babası olan Guido D'Arezzo bu isimlendirmeyi "Aziz Iohannes Battista" ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alıyor... Uzun süre B olarak adı kalan si notasına sonradan Sanete Iohannes'in baş harfleri olan Si adı veriliyor... İlginç ha?..

Ayrıca çok ilginç bir bilgi daha...

Dünya'nın "Sİ" notasıyla döndüğünü biliyormuydunuz?..

-tebelovvvvvvvvv
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Tailgunner
Er
Er


Kayıt: Jul 09, 2005
Mesajlar: 164
Puanı: 964

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Çrş Oca 25, 2006 1:18 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Arkadaşlar rezonans olayı bir çoğumuzun ilgisini çeken bir durumdur... Önce rezons nedir bi onu anlatalım... Basitçe küçük bir çocuğu (hadi atraksiyon katalım ya da kız arkadaşınızı) salıncakta sallıyorsunuz (Romantik örnek hehe) Şimdi salıncak size gelirken tam üst noktaya gelmeden ona kuvvet uygularsanız onu yavaşlatmış olursunuz elbette... Ancak bu itme hareketini hep en üst oktaya geldiğinde gerçekleştirirseniz (uyguladığınız kuvvet hep aynı olsa bile) hızlandırırsınız onu... .... Salıncağı arkadaşlar Smile

Mesela çok ünlü bir olaydır (Şimdi aklıma Syberia geldi) bardağın kırılma olayı... Frekansını tutturduktan sonra aslında sadece bardağı değil bir çok şeyi kırabilirsiniz...

Öhem... Heh burada şimdi diyelimki salıncaığımız dk'da 30 salınım hareketi yapıyor... Biz de bir kuvvet uyguladık ama eş frekanslı kuvvet... Neden eş frekanslı?.. Çünküü hep aynı anda uyguladık... Evet!.. Yani onun tabi frekansını tutturduk... İki frekans çakıştı ve salıncak hızlandı...

Şimdi hercismin bir tabi frekansı vardır buna göre... ve cisimlere kendi tabi frekanslarıyla çakışan bir kuvvet oluşturulduğunda rezonans denilen bu kontrolsüz ortam oluşur...

Bunu bize Makina Dinamiği dersinde hocamız bir makinanın yol açtığı titreşimden anlatmıştı.. Bir mile bağlı disk düşünün... Ama diskin ortada olan ağırlık merkezi kaçymış başka bir yere... Şimdi bu sistemi çalıştırdığınızda nolur?.. Mil salınım hareketi yapar... Belirli bir hızdan itibaren hissedilir bir titreşim oluşuyor (İşte bu itreşimin max. olduğu noktada makinanın tabi frekansını yakalamış oluyoruz bve kontrolsüz bir ortam oluşuyor) ve yine belirli bir hızdan sonra bu salınım hareketinden dolayı oluşan titreşim yok oluyor (neden çünkü bu kontrolsüz ortamdan çıkıyoruz yani tabi frekansımız değişiyor)... Bu kontrolsüz ve hissedilir ttreşimi rezonans olarak düşünebiliriz...

Şimdi eğer duran bardağa onunla eş frekanslı bir ses dalgası gönderilirse bardağın tabi frekansıyla ses dalgasının freakansı çakışır ve kontrolsüz birşekilde bardaktaki titreşim artar bunun sonucunda bardak kırılabilir veya çatlayabilir.. Mesela Bruce Dickinson'un "AIR RAID SIREN" lakabı da Samsaonla verdiği bir konserdeyken attığı çığlıkla oradaki bir camı çatlatmasından geliyor...

Bu rezonsn oalyı yüzünden askerler köprüden geçerken uygun adım yürümezler, otomobille direksiyon mekanizmasıyla amortisörler aynı frekansa sahip olunca direksiyon tirer ve mühendisler (Makinacılar eheheh) dizayn ve ağırlık azaltma konuusunda sabahlayıp dururlar işyerlerinde heheh...

Ayrıca sevgili radyomuz, radyo istasyonu dalgalarını ararkene bu dalgaları tuttursa ve alıcımızın frekansı ile çakışırsa rezonansa girer, genliği artar ve bu istasyonu duymaya başlarız... Here's the Olay of the Rezonans!..

_________________
Climb into the sky never wonder why, Tailgunner
Youre a Tailgunner!..
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Tailgunner
Er
Er


Kayıt: Jul 09, 2005
Mesajlar: 164
Puanı: 964

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Çrş Oca 25, 2006 1:19 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Notaların bulunması konusuna bir ek oalrak da Notasyonun kökleri ekfonetik yazı denen Eski Yunan'a ve Doğu'ya özgü ezberden yapılan konuşmanın yazımında kullanılan stenografik simgelere kadar uzanıyor. Daha sonra MS 5-7yy'da bu işaretler geliştirilerek neume denen simgeler bulunuyor. Ama bunlar daha çok kabaca ezgi anımsatıcı simgeler oluyorlarmış.

Daha sonra 9. yy'da ilk porte ortaya çıkıyor. O zaman renkli olan bu çizgilere daha sonradan bir tanesi daha ekleniyor...

ve bahsettiğimiz Arezzo'lu Guido (995-1050) Regulae de Ignotu Cantu'sunda 3-4lü dize kullanımını başlatıyor. 4lü dize Gregoryan ezgi yazısının geleneksel dizesi olarak kabul edilir.

Philippe de Vitry (1290-1361) müzik kuramını geliştiren kaydadeğer yenilikler yapıyor ve son olarak Vitry'nin Ars Nova'sı (yeni sanat) Ars Antique'ye (Eski sanat) karşı ilkelerini ortaya koyuyor ve böylece notasyon doğuyor (17.yy'den itibaren Frescobaldi 8, Sweelinck 6'lı dizek kullanmıştır)

Ayrıca müzikteki ya da yapılacak bir konuşma için ideal yankı süresi 1 - 2.5 sn araında olmalıymış... (way way wayyy (Echo mu yaptı ne heheh))

_________________
Climb into the sky never wonder why, Tailgunner
Youre a Tailgunner!..
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Tailgunner
Er
Er


Kayıt: Jul 09, 2005
Mesajlar: 164
Puanı: 964

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Çrş Oca 25, 2006 1:19 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Aynı frekansta iki ses (atalım 440frekans) tek ses olarak (ünisan) duyulur. Teki biraz pesden çalınsa (436 olsun bu da) iki frekans arasındaki fark saniyede 5 darbelik duyulur. Bellirli bir yoğunluğa (sn'de 30 'dan itibaren) ulaşınca bu rahatsız edici etki ortadan kalkar.

Biz gitarımızı akord ederken belli bir yere kadar iki ses arasındaki farklılığı algılayabiliyoruz ancak kulakta bir rahatsızlık yaratmıyor. Ancak iki ses birbirine yaklaştıkça bu rahatsızlığı daha rahat algılıyoruz. Artifical Harmonyle ince ayar yaptığımızda oluşan salınım sesleri bununla açıklıyabiliyoruz. Bu ses yüksekliklerini şaşmaz bir doğrultuda verebilme becerisine "Entonasyon" denir.

_________________
Climb into the sky never wonder why, Tailgunner
Youre a Tailgunner!..
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Tailgunner
Er
Er


Kayıt: Jul 09, 2005
Mesajlar: 164
Puanı: 964

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Çrş Oca 25, 2006 1:19 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Şimdi Otantik dizilerle ilgili çok ilginç birşeyi sizlerle paylaşmak istiyorum arkadaşlar..

Doryen, Frigyen, Lidyen, Miksolidyen dizileriinin aslında yunan soyundan toplumların adlarını olduğunu biliyormuydunuz?.. Buradan da Avrupa'ya özgü o dizilerin köklerinin yunanlılara kadar dayandığını görüyoruz... Yalnız bu diziler Yunan'da tam ve yarım seslerin İNİCİ olarak sıralanmasıyla oluşmaktaydı ve bu dizilerin tümünde beşinci dereceden başlayan ikincil dizeye aşağı anlamındaki "hipo" eki getirilmekteydi... (Doryen'in ikincili Hipodoryen, Frigyen Hipofrigyen oluyor yani)

Yunanlıların bu geleneğinden etkilenen ve halk ezgilerinden ellerinden geldiğince kaçınma çabasında olan (çünkü bu ezgilerin sadece dünyevi duyguları çağrıştırdığını düşünüyorlardı) Hristiyan Kilise müzisyenleri de bu dizileri kullanmıştır... Ama işte bahsettiğim ilginç durum burada... Bilinmeyen bir nedenden dolayı (ki bunun bir yanlış anlama olduğu söyleniyor) bu dizileri re, mi, fa ve sol seslerinden başlatmışlar ve Yunanlıların tersine sesleri "ÇIKICI" olarak dizmişlerdir...

Noluyor yani?..

Şöyle ki, Yunanlıların Doryen'i Ortaçağın Frigyen'i
Yunanlıların Frigyen'i Ortaçağın Doryen'i oluyor...

Çok ilginç di mi?.. Adamlar farklı almış...

Ayrıca aslen minör ve majör diziyle aynı olan Eolyen ve İyonyen dizileri de 16. yy'da resmen kabul ediliyorlar... Sanırım şu klisenin halk ezgilerinden uzak durma çabası yüzünden... Hatta eski İngiliz müziğinin örneklerinden 'Sumer is İcumen in' kanosu, kilise tarafından uygun bulunmayıp "Modus Lascivus" yani şehvet modu yaftasıyla nitelenir ve bu örnek de İyonyen modunda yazılmıştır...

_________________
Climb into the sky never wonder why, Tailgunner
Youre a Tailgunner!..
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Tailgunner
Er
Er


Kayıt: Jul 09, 2005
Mesajlar: 164
Puanı: 964

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Çrş Oca 25, 2006 1:21 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Arakdaşlar bu yazıların hepsi tarafımdan yazılmıştır, kopyaladım ve konulara göre farklılıklar olduğu için tek mesaj halinde atmadım, amacım puan vs toplamak değil, konulara göre kolaylık olsun diye ona göre...

_________________
Climb into the sky never wonder why, Tailgunner
Youre a Tailgunner!..
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Tailgunner
Er
Er


Kayıt: Jul 09, 2005
Mesajlar: 164
Puanı: 964

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Prş Mar 16, 2006 4:14 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Manyetik alacam ulan ne taktırayım diye düşünüyorsanız size süper bir dosya upload ettim... TÜRKÇE!.. Bu dosya içersinden Dimarzio manyetiklerini hakkında yazılmış herşeyleri okuyabilirsiniz arkadaşlar...
Forumdaki Linkleri Sadece ÜYELER Görebilir
Kayıt olmak için BURAYA tıklayın yada BURAYA tıklayarak siteye giriş yapın !
'da yazılanların da bir kısmı türkçye çevrilmiş, kendilerince de bazı şeyler yazmışlar... Manyetik seçiminde çok yararlı olacağına inanıyorum...
Forumdaki Linkleri Sadece ÜYELER Görebilir
Kayıt olmak için BURAYA tıklayın yada BURAYA tıklayarak siteye giriş yapın !


Dimarzio kullanan gitaristler ve manyetikleri ise şağıdaki gibin... (Arada bir değişiyor siz yine bi bakın ehehe)

Joe Satriani (Fred & Paf Pro) ; viyak ciyak Satriani tonu yaniii
Yngwie Malmsteen (Yjm & Hs 3) ; dilülülülülü di lülülülülüü
Steve Vai (Evolution & Breed) ; bu da ciyak viyak Vai tonu
John Petrucci (Steve's Special & Air Norton (eskiden), D-Sonic & Air Norton (yeni)) ; Eskiden daha çok severdim Peturciyi
Paul Gilbert (Paf Pro & Tone Zone) ; Of bea işte ton budur kardeşim
Steve Morse (Steve Morse Model) ; Steve Morse'u seviorum
Richie Kotzen (Fast Track 2)
Eric Johnson (Hs 2)
Vinnie Moore (Tone Zone & Fast Track 1) ; HAstasıyım ben bu adamın tekniğinin!..

Şimdi arkadaşlar benim bazı manyetik tavsiyelerim olacak, Geçen Yağızım dediydi Evolutionlar ne yapsan alıyorlarmış tellerre çok hakim olman gerekiyormuş diye... Bugün gittiğim gitarcıda buna bir ekleme yaptılar, karakteri nereye istesen çekilebilecek gibi olduğundan Evolar RİTİM için kesinlikle tavsiye edilmiyorlar... Zaten Steve Vai'yi ne kadar ritim çalarkene gördünüz... Whitesnakelerde David Lee Rothlarda çalarkene bile kendi tarzını oluşturmuş adam ritim tutmuyo bile rahat durmuyor. Bu manyetikler çok hassas olduğundan tele yaptığınız herşeyi yansıtıyorlar ses olarak size...

Steve Morse modeller hakkında... Dipses denen şeyden eser bile yok bu manyetikte... Derinliği fln harika ama bu da Air Nortonlar gibin tuşe yiyor biraz...

Tone Zone tok ve güçlü bir ses veren manyetik... Köprüye yakın alandaki tizlerin patlamasını kontrol altına alması bakımından çok iyi... Bir de tane tane tellerin sesini seçebiliyorsunuz akor vs vurduğunzda (dist. açıken)

Petruccinin kullandığı D-Sonic ise, genel EADGBE'nin dışında sert tonlar için tellerini çekenlere son derece tasviye ediliyor... Bu da Air Norton gibin tuşenizi yiyor tabi... D-Sonicler oldukça yüksek çıkışlılar... Telini re'ye çekenlere do ya çekenlere, yani normal akordu pese çekenlere tavsiye ediliyor...

PAF PRO, her manyetik ile cayır cayır çalıştığından Dimarzinon en efsanevi modeli belki de... Medium Power kategorisinde ama 300 çıkışlı son derece kullanışlı bir manyetik.. İSter neck'e koy ister Brigde'e...

Arkadaşlar bu arada gitarınızda yaptığınız legatoları (pull, hammer, tap) neck manyetiğiniz daha yoğun olarak algılar... Neck'i tayin ederkene buna dikkat edersiniz... Wala manyetik olaylarıyla uzun bir süredir başım beladaydı da...

_________________
Climb into the sky never wonder why, Tailgunner
Youre a Tailgunner!..
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Tailgunner
Er
Er


Kayıt: Jul 09, 2005
Mesajlar: 164
Puanı: 964

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Prş Mar 16, 2006 4:15 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Arkadaşlar işte Steve Vai'nin setup'ı...

Resmin büyük halini görmek için lütfen üzerine tıklayınız.

Paul gilbert'ın setup'ı ise...

Resmin büyük halini görmek için lütfen üzerine tıklayınız.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Tailgunner
Er
Er


Kayıt: Jul 09, 2005
Mesajlar: 164
Puanı: 964

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Pzr Mar 04, 2007 4:38 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Yukarıdaki pdf linki ölmüş anlaşılan yeni link :
Forumdaki Linkleri Sadece ÜYELER Görebilir
Kayıt olmak için BURAYA tıklayın yada BURAYA tıklayarak siteye giriş yapın !
Bu arada yazıların hepsini kendim yazdım demişim de Otto Karolyi'nin Müziğe Giriş kitabı var oradan falan yazmıştım baya. Bir de bi iki satır araklamışımdır bir yerlerden (o kadar kadı kızında da olsun artıkıne)
Forumdaki Linkleri Sadece ÜYELER Görebilir
Kayıt olmak için BURAYA tıklayın yada BURAYA tıklayarak siteye giriş yapın !


sitesinde de birçok ünlü gitaristin ekipmanı hakkında bilgiye ulaşabilirsiniz arkadaşlar. Eskisi gibi yazacak zaman bulamıyorum artık bişeyler Sad

_________________
Climb into the sky never wonder why, Tailgunner
Youre a Tailgunner!..
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
BaRbY
Teğmen
Teğmen


Kayıt: May 22, 2007
Mesajlar: 2564
Puanı: 13034

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Pts Hzr 18, 2007 7:21 pm Alıntıyla Cevap Ver Back to top

"""Dünya'nın "Sİ" notasıyla döndüğünü biliyormuydunuz?.."""
İlginç... Rolling Eyes

_________________
Resmin büyük halini görmek için lütfen üzerine tıklayınız.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
delikeman
Astsubay Çavuş
Astsubay Çavuş


Kayıt: Aug 03, 2007
Mesajlar: 380
Puanı: 1938

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Çrş Ağu 22, 2007 9:28 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Öncelikle paylaşımlar için çok teşekkür ediyorum.Ben de müzik tarihi konusunda bu başlığa alıntılar eklemek istiyorum :

kaynakça: Ahmet Say-Müzik Tarihi(sy.19-20)

Müzik Tarihinin Temel Kavramları

Müzik tarihi 19.yüzyılda önem kazanmaya başlamıştır.Geçmişin müzik mirasına bilinçle sahip çıkan ilk müzikçiler romantiklerdir.
Ancak 19.yüzyılda müzik tarihi,genelde tarihsel sonuçları belirlemek amacıyla yazılıyordu."İnsan ne kadar iyi tanınırsa sanatı da o kadar iyi anlaşılır"temelindeki bir anlayıştan yola çıkılıyor,toplumsal koşulların biçimlendirdiği yaratıcı özelliklerden çok,sanatçı yaşamı üzerinde duruluyordu.

Bu anlayış,20.yüzyılın ilk çeyreğine kadar gelişerek sürmüştür.Ancak özellikle 1.Dünya Savaşı'ndan sonra,bilim ve teknolojideki gelişmeler,müzikbilimin dolayısıyla müzik tarihinin temel yaklaşımını değiştirmiş,müzik tarihi bilim özgürlüğüne kavuşmuştur.20.yüzyılın ilk yarısındamüzik tarihçileri,yapıttan yola çıkarak bestecinin yaratıcı kişiliğini ve dönemini değerlendirmeye başlamışlardır.Bu yeni ve değişik kavrayışı uygulama alanına geçiren müzikbilimcilerinden biri de Curt Sachs'tır.Sachs,bestecinin yaratıcı özelliklerini inceliyor,böylece müziğin özüne inerek tariha ışık tutuyordu.

Sachs'ın çalışmaları arasında geniş yankı uyandıran kitaplarının başlıcaları şunlardır: Kısa Dünya Musikisi Tarihi,Antik Dünyada Müziğin Doğuşu(Doğu ve Batı),Müzik Çalgılarının Tarihi,Dansın Dünya Tarihi,Sanat İmparatorluğu.

Sanat tarihinde ve müzik tarihinde üslupları belirleyen temel yaklaşım olarak üç ölçüt vardır: Kişisel üslup,ulusal üslup ve çağ üslubu.
bu üç temel ölçüt,kuşkusuz ki bir müzik yapıtının her yönünü açıklamaz.Ama üslupların,aslında bir dönemin,bir ulusun ve bir sanatçı kimliğinin ifadesi olduğunu açıklamaya yeter.

Şurası kesindir ki müzikçi,çağının ve halkının duyuş ve düşüncelerini temsil ediyorsa da(gerçekte böyledir),yapıtına asıl damgayı vuran,onun buluşçu kişiliğidir."Besteci yapıtını kendi kanıyla yazar"özdeyişi boşa söylenmemiştir.

Ressam Ludwig Richter,anılarında şöyle bir olay anlatır: Gençliğinde üç arkadaşıyla belirli bir manzara parçasının resmini yapmak istemişler.Bu dört ressam,gördükleri doğa parçasını aynen resmetmeye karar vermişler.
Ama model aynı olduğu,hepsi de gördüğünü tam bir doğrulukla yansıttıkları ve dördü de yetenekli ressamlar oldukları halde,dört ressamın kişilikleri kadar birbirinden bambaşka dört resim orataya çıkmış.
Müzik tarihinde de aynı olguya sıkça rastlıyoruz.Aynı dönemin ve aynı ulusun bestecileri,birbirinden ayırdedilir özelliklerde yapıtlar yazmışlardır.Bu başkalıkların kökeninde,beşeri imgelerin,düşünce ve duyuşların değişik değerlendirmeleri yatar.

Yine de üslubu,çağının ve ulusal karakterinin tanımları çerçevesinde değerlendirmekte yarar vardır.Bu değerlendirme,çağdan ya da ulusal üsluptan yola çıkmakla yetinmeyip bestecinin yaratılarını başta gelen kaynak sayarak çağ üslubunun özelliklerine ulaşmakla da gerçekleşebilir.Besteci,çağının ve yerel özelliklerinin zaten koşullanması içindedir.Önemli olan,onun enel koşullanmanın ötesinde çağına ve ulusuna ne gibi kişisel yaratıcı katkılar getirdiğinin belirlenmesidir.Bu da yapıtların incelenmesiyle ortaya çıkar.

Yapıttan yola çıkarak sanatçının yaratıcı kişiliğine ve oradan ulusal ve çağcıl özelliklerine yönelen günümüz yöntemi,bir yandan müzikla analizin kılı kırk yaran araştırmacı anlayışını zenginleştirirken bir yandan da bestecilerin üslup özelliklerinin saptanması çalışmalarına,"özelden genele"giden yolda sağlıklı açılımlar geirmiştir.

Bu modern açılım,müziksel ifadenin özüne inme ve onu aydınlatma çabalarının bir sonucu olarak müzik tarihi kitaplarına da yansımıştır.Eski anlayışla,"hikaye anlatır gibi" müzik tarihi yazılması yolu kapanmış gözükmektedir.

_________________
Shine on your crazy diamond
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
delikeman
Astsubay Çavuş
Astsubay Çavuş


Kayıt: Aug 03, 2007
Mesajlar: 380
Puanı: 1938

Madalyalar: 0
Durum: Offline
MesajTarih: Çrş Ağu 22, 2007 9:52 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Kısaca bahsetmek istediğim bir konu da "Ezginin Doğuşu" yine aynı kitaptan alıntılar yapacağım.
Kaynakça: Ahmet Say-Müzik Tarihi,Müzik Ansiklopedisi Yayınları (s.21)

Tarih Öncesi Çağlarda Müzik (Ezginin Doğuşu)

Kültürel Evrim:

İnsanın biyolojik ve kültürel varlığı iki milyon yıl öncesine uzanır.Bu sürece ilişkin araştırmalar müzik tarihinin konusu değil,antropoloji'nin(insanbilimin),arkeolojinin konularıdır.

Antropoloji,insanlığın evrimini üç temel çağ içinde değerlendirmektedir:
1.Paleolitik çağ(eski taş devri,yontma taş devri,ya da üretim öncesi.
2.Neolitik çağ(M.Ö. onbin yılından başlayarak,yeni taş,cilalı taş devri,ya da üretimin ve tarımın başlaması).
3.Endüstrisi çağı(M.Ö.1800 yıllarından başlayarak bronz ve demir çağı).

İnsanın biyolojik evrimi ise şu aşamalrdan geçmiştir: Homo heidelbergensis(beş yüz bin yıl önce);Homopresapiens (üç yüz bin yıl önce);Homo sapiens diluvialis (yüz bin yıl önce);Homo sapiens alluvalis (M.Ö. on bin yıl önce).

Kültürel evrim,Paleotik çağda çok ağır gelmiştir.Ancak,önemli olan,kültürel evrimin biyolojik evrimi ne zaman geride bıraktığıdır.Tarihin karanlık dönemlerine ilişkin bu soru,uzmanlık alanlarının tartışma konusudur.

"Kültürel evrimin nerede ve ne zaman biyolojik evrimi geride bıraktığı sorunu,arkeologlar ile antropologlar arasında tartışma konusu olmakta devam ediyor: Kimisi,ilk taş aletlerin yapılmasına büyük öenm verirken,kimi arkeologlar,kültürel evrimin son 40-50bin yıl içinde hızlanmaya başladığını,diğerleri,Neolitik devrimiyle her şeyin değiştiğini ileri sürüyorlar.Kültürel evrime enerji üretimi açısından bakanlar ise Endüstri Devrimi'nin getirdiğibüyük değişikliklere ağırlık tanıyor.Bütün bu görüşlerin doğru ve haklı yanları vardır.Ancak hepsinin ortak paydası,kültürel evrimdeki hızlanmadır.Paleolitik çağ en az 2 milyon yıl sürdüğü halde,tarım ve üretim evresi,10 bin yıl içinde Endüstri Devrimi'ne dönüşmüştür.Ne var ki,az belgeye dayalı bu tür tartışmaların büyük bir anlamı yoktur.Onun yerine,tarihte ne olduğunu,bilindiği kadarıyla özetlmekte yarar olabilir."(Bozkurt Güvenç,İnsan ve Kültür,Antropolojiye Giriş,Sosyal Bilimler Yayınları,Ankara 1972 sayfa 163.Güvenç burada arkeolojik yönelimli ünlü tarih yorumunun sahibi Gordon Childe'nin "Tarihte Ne Oldu?"çalışmasını kaynakgöstermektedir.)

"Tarihte ne oldu?"sorunu özetlemek için,bu iki çağın başlıca özelliklerini tanımakta konumuz açısında yarar vardır.Acaba Paleolitik çağda müzik var mıydı?Varsa nasıldı ve ne amaçla yapılıyordu? Question

_________________
Shine on your crazy diamond
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Elesius
Admin
Admin


Kayıt: Sep 25, 2005
Mesajlar: 2056
Puanı: 11700

Madalyalar: 1 (Daha fazla Göster)
HMTR'nin Sürekli Destekçisi (Miktar: 1)
Durum: Offline
MesajTarih: Çrş Ağu 22, 2007 10:45 am Alıntıyla Cevap Ver Back to top

Müzik Üzerinde Hazırlamakta olduğum dizinin bir bölümünü bende yazayım arkadaşlar... Tamamladığımda tamamını sizlerle paylaşacağım..

Müzik ve İlk Dünya

Müzik tarihinde ‘Tarih Öncesi Müzik’ olarak adlandırılan oldukça uzun bir devir olmasına rağmen bundan bahsetmeye gerek duymuyorum, çünkü tarih öncesi müzik kavramı bir noktada insandan bağımsız ve sadece doğa üzerine, bu yüzden de değerli(!) müzikologların buna ‘Tarih Öncesi Müzik’ değil de, ‘Tarih Öncesi Sesler’ demesinin daha doğru olacağını düşünüyor ve ben ‘Tarih Öncesi Sesler’ şeklinde kullanıyorum. Tarih öncesi seslerin doğa üzerine kurulu olması ve doğada bu seslerin hala bulunması, atılan taşın çıkardığı sesi ve diğer binlercesini de içine alması; bunlara müzik demenin yanlışlığını kanıtlar cinsten bir örnek.

Tarih Öncesi Sesler döneminden hemen sonraki döneme ‘Eski Müzik Dönemi’ denir. Bu dönem yazının bulunuşuyla başlamıştır. Bu dönemde, bilinen en eski(4000 yaşında) şarkı bestelenmiş(!) ve şarkının sözleri Mezopotamya’nın Ur kasabasında çivi yazısıyla yazılmış olarak tabletlerde bulunmuştur. Bu şarkının yazımında ise günümüzde hala ‘Batı Amerika Müziğinde’ rastladığımız diyatonik skala kullanılmıştır.

Görüldüğü gibi müziğin ilk ürünleri ilk uygarlıklarla birlikte ortaya çıkmıştır. Bu da; müzik kavramının insan doğasının vazgeçilmezi ve bütünleyicisi olduğunu gösterir. Dört bin yıl önceki insanların dahi müziğe değer vermesi ve icra etmeleri, müziğin gerekliliğini de açıkça göstermektedir.

Müziğin Çok Yönlü İncelenmesi:

Sesten Müziğe; Kavram Olarak Müzik:

Öncelikle müzik diye adlandırdığımız kavram üzerinde durmak istiyorum. Biliyorsunuz; ‘Her tür müziği dinlerim.’ şeklinde giderek kalıplaşan bir cümle etrafı kasıp kavurmakta şu anda. Belki kalıplaşmış fikirler üzerinde tesiri olur diyerek başlıyorum yazmaya:

Müzik: Bir şekilde meydana getirilmiş sesin, insan zekası ve duygularıyla şekil verilmiş halidir. Ancak ortaya çıkarılan seslerin müzik olarak adlandırılabilmesi için insan sinir sisteminde nöron titreşimine sebep vererek beyinde duygusal, imgesel, ruhsal… değişikliklere sebep vermesi gerekir. Daha açık anlatmak gerekirse, müzik diyebilmek için sesin insanda duygu açığa çıkarması, yani titreşimleriyle beyni etkileyerek hormonal sistem üzerinde değişikliklere yol açması gerekir. Biliyorsunuz hislerimiz ve ruhsal durumumuz dahi vücudun biyoelektriksel yükünü üstlenen sinir sistemi, yani beyin kontrolündedir. Bu bilgilerden yola çıkarak ta duygusal durumuzu etkileyen müziğin bir sesten fazlası; doğruca beynimize, vücut kimyamıza müdahalede bulunan bir titreşimler topluluğu olduğunu anlıyoruz. Ancak!! Müzik diyeceğimiz sesler topluluğunun bazı işlevleri yerine getirmesi de gerekir ki tam manasıyla müzik olsun, sanat olsun.. Bunu daha önce bir çok kez dile getirdiğim gibi anlatıcağım..Parolamız; 'Müzik Ruhun Gıdasıdır...' Bu sözden yola çıkarak neyin ruha gıda neyin ruh zehir olduğunu açıklamaya çalışacağım..

_________________
Forumdaki Linkleri Sadece ÜYELER Görebilir
Kayıt olmak için BURAYA tıklayın yada BURAYA tıklayarak siteye giriş yapın !
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder

Sonraki başlık
Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Bu Forum gücünü phpBB'den almaktadır. Tema nukemods.com tarafından uyarlanmıştır.
Forums ©
Heavy Metal TR . COM © 2004 - 2008 tüm hakları saklıdır. - Forum Arşivi - Sitemap
HMTR'den izinsiz alınan hiçbir materyal (kaynak yazılsa bile) başka topluluklar tarafından kullanılamaz!
The ultimate MetalToplist...