Giriş Yap ya da Kayıt Ol
Heavy Metal TR . COM: Forumlar

HMTR :: Başlığı Görüntüle - Klasik Müzik
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   Kayıt OlKayıt Ol 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 
Klasik Müzik
Sayfa 1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    HMTR Forum Ana Sayfası -> Diğer Türler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
yasin889
Binbaşı
Binbaşı


Kayıt: Aug 30, 2005
Mesajlar: 5175

MesajTarih: Cmt Eyl 23, 2006 4:12 pm    Mesaj konusu: Klasik Müzik Alıntıyla Cevap Ver

Barok Dönem

Kaynak: Halit Akalp - Hakan Güven Kasım-2002 /
Forumdaki Linkleri Sadece ÜYELER Görebilir
Kayıt olmak için BURAYA tıklayın yada BURAYA tıklayarak siteye giriş yapın !


Barok dönem, 1600 ile 1750 yılları İtalya�daki opera denemeleriyle başlamış, J.S.Bach�ın ölümüyle sona ermiş, ve tüm müzik türlerinde günümüze kadar kalıcı olan değişikliklerin oluşmasına neden olmuştur.

Barok müzik, bir döneme adını vermekle birlikte mimari başta olmak üzere diğer pek çok kategoride de değerlendirilebilmektedir. Barok Portekiz�ce barroco (düzgün olmayan inci) kelimesinden gelmektedir. Mimarlıkta, deniz kabuklarına benzer eğmeçli bezemelerden meydana gelen , 17. yüzyılda kısmen de 18. yüzyılda Avrupa'nın özellikle Katolik ülkelerine (İtalya, İspanya, Portekiz, Avusturya, güney Almanya, Belçika) ve Latin Amerika'ya yayılmış olan üslup olarak göze çarpar. Barok sözcüğü yalnızca 17. yüzyıldaki genel tutumu nitelendirmekle kalmamış, Helenizm ile Gotik'in geç dönemlerindeki bazı belirtilerin anlatılmasında da kullanılmıştır. Furetiére'in 1690'da hazırladığı Fransız dilinin ilk sözlüğüne göre "barok", "tam yuvarlak olmayan incileri anlatmakta kullanılan bir kuyumculuk terimi"dir. Saint-Simon 1711'de "garip ve rahatsız edici bir düşünce"yi anlatmak için barok sözcüğünü kullanmıştır. Fransız Akademisi sözlüğü de 1694'teki ilk baskısında Furetiére'in tanımlamasını olduğu gibi benimsemiştir. 1740'taki baskı ise mecazi anlamı benimsiyordu: düzensiz, tuhaf, eşit olmayan. Jean Jacques Rousseau'ya göre "barok müzik, armoninin açık seçik olmadığı, modülasyonlar ve uyumsuzlukla dolu entonasyonları güç ve hareketi zor olan müziktir". Yapı sanatı ile ilgili ilk tanımla 1788 yılında "Encyclopédie méthodique"te karşılaşılmaktadır: "mimarlıkta barok, tuhaflığın bir nüansıdır". Öyle anlaşılıyor ki bu isim, dönemin başlangıcında resim ve heykel çalışmalarındaki değişikliklere gösterilen şaşırmış reaksiyon sonucu çıkmıştır.

Rönesans dönemi, tüm sanat dallarında sadelik, temizlik ve saflık dürtülerini güçlendirmesine ve duyguları daha yumuşak bir anlatımla ifade etmesine karşın, özellikle müzik alanında, sürekli kullandığı tek düzelikten dolayı giderek sıkıcı olmaya başladı. O kadarki, rönesans dönemi bestelerinin en belirgin özelliği çalgıların aynı anda başlayıp aynı anda eseri bitirmeleri olarak anlatılabilir.

Barok dönemle birlikte, müzik "kontrast" kavramı ile tanışır. Aynı tınılardaki çalgılar birbirleriyle savaşırcasına, birbirleri ile karşıtlık oluşturarak eserde yerlerini alırlar. Klasik Dönem sanatçıları dahi, her ne kadar Barok dönem eserlerini karmaşık, süslü, zevksiz ve abartılı olarak adlandırsalar ve "Barok" kelimesini aşağılayıcı manada kullansalar da kendi kullandıkları ve günümüze kadar uzanan birçok armoni kuralını bu dönemin ustalarından öğrenmişler ve yer yer kopyalamışlardır. 150 yıla yayılan bir süreci etkileyen Barok akımı, kimi müzik tarihçilerine göre 2, kimine göre 3 evreli bir dönemdir. Fakat herkesin kabul ettiği ortak düşünce ise son dönem "Olgun Barok" Johann Sebastian Bach'ın etkisi altında geçmiştir.

Barok müziğinin yapısında en belirgin özellik, müzikte "kontrast"lar kullanılması olmuş ve bununla birlikte konçertolar devri başlamıştır. Müziksel ifadeyi güçlendirmek için kullanılan ses düzeyinin alçalıp yükselmesi Barok dönemde keşfedilen ve gelişen işaretlerle başlar. Ortaçağ ve Rönesans'ta ses şiddeti, hep aynı seviyede kullanılmaktaydı. Barok dönemde "Piyano - düşük ses" ve "forte - gür ses" terimleri ile eserlerde ses şiddetinin önemi ve katkısı görülmeye başlar.

Barok dönemin bir diğer yeniliği bu döneme kadar olan müzikal yapıda bulunmayan ve eserin başka bir bölüme geçeceğini veya bittiğini belirten bir olgunun kullanılmasıdır. Eserlerde kapanışlar ve geçişler daha güçlü yer alır.

Kontrastlar üzerine kurulan Barok müzikte ritmik yapıda da büyük gelişmeler olur. Rönesans'tan Barok müziğe sıçrayan metine bağlı müzikal anlatım, konuşma dilindeki vurguların abartılmasına neden olur. Barok dönemde doğan Opera ve kantatlar günümüzde de aynı kurala bağlı kalınarak abartılı bir dilde seslendirilirler. Barok dönemle beraber çalgı müziği büyük ilerleme gösterir. Yalnız çalgılar için bestelenen yapıtlar çoğalır. Ses müziği ve çalgı müziğinin birleştirilmesi de Barok dönemde filizlenir. Eşlik görevi gören sürekli bas çalgıları ve insan sesi birleşir. Kontrast oluşturmak amacıyla eşlik çalgıları tekdüze hareket ederken, vokal hareketli ve süslü davranır. 16.yüzyılın sona ermesiyle birlikte İtalyan besteciler madrigal adını verdikleri, şiirler üzerine yazdıkları çok sesli müzikler üzerine yoğunlaşmaya başladılar. Monteverdi�nin opera eserleri ve madrigalleri, barok dönemin ilk zamanlarının zirve noktası olmuş ve daha sonra gelecek müziğe liderlik etmiştir. Dinsel bir tema üzerine kurulu dramatik eserler olan oratoryolar, kökünü Roma�dan alırlar. Avrupa�ya yayılması ise Alman-İngiliz besteci George Frideric Handel sayesinde olmuştur. Bugüne kadar gelmiş geçmiş en önemli oratoryo olan Messiah oratoryosu G.F.Handel tarafından İngiltere�de bestelenmiştir (1741). Sonat, kendini barok dönemin ilk zamanlarında bulmuş bir başka müzik tarzıdır. İtalya�da sonat, yavaş ve hızlı dans parçalarından oluşan eser veya yavaş-hızlı kontrastlarıyla gelişen eserlere denir(daha sonra bu tarz kiliselerde kullanıldı). Arcangelo Corelli gibi her iki tarzda da müzik yapan besteciler olmuştur. İtalya�nın dışında süit adı verilen dans parçaları yaratılmaya başlandı. Süitler de büyük bir gelişimin habercisi olsalar da, sonatlar kadar önemli bir kilometre taşı değillerdi. Süitler, kantatlarda olduğu gibi tek bir çıkış noktasından hareketle iki veya üç bölümlü forma ulaşırdı (örneğin Domenico Scarlatti�nin klavye sonatları gibi), Bach�ın bestelediği 1�den çok formlu eserler gibi. İlk sonatlar, ya tek bir enstürman ya da küçük bir grup için yazılırdı. 17.yüzyılın sonlarına doğru(barok dönemin ortaları), bu sonat formu konçerto grosso şekline dönüştü. Solist grup ise genellikle concertino (iki keman ve continuo) olurdu. Daha sonra ise konçerto durumuna dönüştü. Bach�ın Brandenburg Konçertoları konçerto grosso stilinin bu dönemdeki en iyi örneklerinden şüphesiz birisidir. Ayrıca en az Bach�ın olduğu kadar, Antonio Vivaldi�nin solo konçertoları da bu dönemin en önemli modellerinden oldu.

Sonat, konçerto ve vokal formları gelişiminin ortalarında, barok dönemin bir başka önemli özelliği ortaya çıkmaya başladı : Tonalite. 16.yüzyılın ortalarında eski kilise modları, yeni anahtar bağları konseptiyle yer değiştirmeye başladı. Barok dönemle birlikte besteciler bir anahtardan diğerine atlamaya başlamıştı. Zamanın kromatik müziğini üretmeye başlamışlardı.

Zamanla, anahtarlar arasında ki bağ ve geçişler bir sistem halini aldı. Bach�ın İyi Düzenlenmiş Klavye(Well-tempered clavier) adlı eseri bu bağı anlamak için iyi bir örnektir. Bu eser ayrıca bir başka iki önemli barok özelliği yapısı içinde barındırmaktadır : Prelüd ve füg.

Barok dönemin en gözde çalgıları klavsen ve harpsikort�tu. Bunlar seslerin hafif veya kuvvetli çıkmasına olanak sağlamayan bir düzeneğe sahiptiler. Oysa barok dönemde gelişen, müzikal anlatımı güçlendiren müzik sembolleri ve o dönemde ihtiyaç duyulan hafif ve kuvvetli çalımlar önemli bir unsur halini almıştı.

Barok dönemde icat edilmesine karşın dönemin bestecileri piyano için eser yazmazlar. Klavsene göre cılız bir sese ve sert tuşeye sahip piyanoya eser veren ilk besteci Muzio Clementi�dir. 1773�de daha on sekizindeyken piyano için üç sonat yazmış, çalgıyı popüler hale getirmiştir. Bach gibi ünlü Barok dönem bestecilerinin günümüzde piyanoda çalınan eserleri aslında piyano için yazılmamıştır. Dolayısıyla �piyano� ve �forte� gibi nüanslar ve �staccato� gibi çalım tekniklerinin hiç biri eserlerin aslında yoktur veya çok azdır.

Bütün bu değişiklikler birbirlerine paralel olarak geldi ve barok dönemi oluşturdular. Eski kurallardan ve polifonik takıntılardan kurtulması, yeni bir tarz ve kural geleneği yapma gereğini doğurdu. Bu da, kadanslar veya armonik geri planlar üzerine doğal olarak solistlik yapan, melodiyi ortaya çıkardı. Bu armoniler içinde sequence(zincirleme)�i getirdi ve tüm bu armonik gelişimler bir yandan da ritmik gelişmeleri doğurdu. Bas bölümleri, Orta Avrupa dans müziğinin tipik ritimleriyle kaynaştı ve tüm bunlar barok müziği barok müzik yaptı.

Barok dönemde müzik, modern müzikal dilin gelişiminde kuşkusuz en önemli kilometre taşı olmuştur. Bu 1,5 yüzyıl içerisinde, müzikal formlar değişip geliştikçe bir yandan da daha sonrasının ve bugünün müzik standartlarını belirlemeye başlamıştı. Tonalite ve akor tonlaması çok büyük önem taşımaktadır. Bir başka önemli özellik ise müziğin, bu dönemde evrensel bir dil taşımaya başlaması, ulusallıktan çıkıp tüm Avrupa ve dünyaya seslenmesidir.



BAROK ÜZERİNE İLGİNÇ NOTLAR

Dr. Georgi Lozanov, ünlü Bulgar psikoloğu, dakikada yaklaşık 60 vuruşluk bir tempo ile barok müziği kullanarak yabancı dilleri öğretme konusunda bir yöntem geliştirdi. Öğrencilerin öğrenmesi normalden çok daha kısa sürdü. Dönem içinde öğretilecek olan normal sözcük bilgilerinin ve deyimlerinin yarısı (1000'e yakın sözcük ve deyim) tek bir günde öğrenildi. Bunun yanında öğrencilerin öğrendiklerini akıllarında tutma oranı ortalama %92'ydi! Dr.Lozanov bu sonuçlarla belirli Barok parçalarını kullanarak yabancı dillerin %85-100 verimle normal süreleri olan 2 yıl yerine 30 günde öğretilebileceğini kanıtlamış oldu. Barok müzikle öğrenen öğrenciler dört yıl boyunca kullanmasalar bile %100 doğrulukla ikinci dillerini anımsayabilmişlerdir!

Binlerce öğrenciye sahip olan 'The Center for New Discoveries in Learning' yıllardan beri hem derslerde hem de öğrencilerin ders çalışmalarında müziğin kullanımını araştırmaktadır. Mozart ve belirli Barok parçalar (dakikada 60 vuruşluk tempolarla kaydedilmiş olanlar) kullanan öğrencilerin daha sakin olduklarını, daha uzun çalışabildiklerini, öğrendiklerini daha uzun süre anımsayabildiklerini ve öğretmenlerinden öğrendiğimiz kadarıyla daha iyi notlar aldıklarını gözlemledik.

Doğru tempoda kaydedilmiş bu özel müzik parçaları en yüksek öğrenme/anımsama etkisi için beynin sağ ve sol bölümlerini harekete geçirir. Müzik beynin sağ tarafını harekete geçirirken çocuğunuzun okuduğu ya da sesli söylediği sözcükler sol tarafı harekete geçirir. Araştırmaya göre bu da öğrenme potansiyelini en az beş kat artırır. Kulağınız düzenli, saniyede bir vuruşluk Barok müziğini duyduğunda kalbinizde tempoya uygun olarak düzenli bir şekilde atar. Bu rahatlamış ve aynı zamanda zinde durumdayken zihniniz daha kolay konsantre olabilir. Müzik, fizyolojik durumumuzu karşılar ve onu etkiler. Ağır zihin çalışmaları gerektiren işlerde nabzımız ve kan basıncımız artar ve genelde bu durumdayken konsantre olmak daha zordur. Barok ve Mozart parçalarından tempoları düşünülerek özellikle seçilmiş olan bazı CD'ler kan basıncınızı ve nabzınızı düşürürken aynı zamanda öğrenme yeteneğinizi artırır. Ders çalışırken, iş yerinizde ya da araba kullanırken Mozart, Vivaldi, Pachabel, Handel ve Bach gibi bestecilerin müziklerini dinlemenin yukarıda anlattığımız türde sayısız yararları vardır.

Batı�da Klasik müziğin dönüşümü, kamusal alanda dolaşıma girmenin, müziği nasıl aristokrasinin hegemonyasından çıkardığını gösteren can alıcı bir örnek. 18. Yüzyıl, bilindiği gibi, Avrupa�da müziğin Barok yüzyılıdır. Haendel gibi, Haydn gibi, Mozart gibi, Bach gibi, Barok müziğin büyük ustaları bu yüzyılda vermişlerdir eserlerini. Ama Barok müzik, feodal aristokrasinin özel alanına ait bir etkinlik olarak kalır bu yüzyıl boyunca... Werner Stark�ın, The Sociology of Knowledge�da belirttiği gibi, Haydn, Kont Esterhazy için müzik bestelemekte, bu müzik, Esterhazy Şatosu�nda, ona ait olan özel alanda icra edilmektedir. (Haydn, bu şatoda, yemeklerini Esterhazy Kontu�nun uşaklarıyla birlikte yemektedir!) Klasik müzik, kamusal alanda dolaşıma girmemiştir henüz. Bu, ancak 19. Yüzyılda gerçekleşecek ve mesela Beethoven�in müziği, kamuya açık alanlarda, bu yüzyılda icra edilebilecektir..

Salon müzik ilişkisine örnek: Barok müzik, J.S.Bach dönemindeki besteciler kiliselerde, belediye ve saraylarda veya bir operada görevliydiler. Bu yerlerin ortak özellikleri küçük olmaları idi. Genellikle dikdörtgen şeklinde yansıtıcı yüzeylere sahiptirler. Bu akustik çevrelerdeki yankılanma süresi kısadır. Böyle bir çevrede çalınan müzik çok parlak olur ancak seslerin dolgunluğu azdır. Klasik dönem Haydn, Mozart, Beethoven, bu dönemdeki orkestrada 40 kadar çalgıcı bulunuyordu. Yaylı, ağaç üflemeli, pirinç üflemeli, vurmalı çalgılar kullanılıyordu. O zamanki konser salonları şimdikilerden küçüktü. Dinleyiciler ise 300-400 kişi kadardı. Bu salonlar, tümüyle doluyken yankılanma süresi 1,5 s olmaktadır. 19 yy daha büyük yapılar inşaa edildi ve süre 1,5 s- 1,8 s aralığına uzadı. Bu gün Klasik dönem müzikleri için en iyi yankılanma süresi 1,5 �1,7 arsında kabul edilmektedir. Romantik devir daha kişiseldir. Bestecinin duygularının anlatımı önemlidir. Brahms, Wagner, Çaykovski, Debussy gibi bestecilerin dönemidir. Daha dolgun seslere ve daha uzun yankılanma sürelerine ihtiyaç duyulur. Bu dönemde yankı süreleri 2 s ye kadar uzamıştır. Bu gün romantik müzikler için yankılanma süresi 1,9 s - 2,2 s arasında kabul edilmektedir.



Barok Dönemde Tarihe Düşülen Notlar



1604 William Shakespeare Othello�yu yazdı

1607 Kuzey Amerika�da ilk kalıcı İngiliz kolonisi Jamestown, Virginia kuruldu

1609 Galileo Galilei Jüpiter�in uydusunu keşfetti

1611 İncil�in yetkili versiyonu King James Bible yazıldı

1618 30 yıl savaşları başladı

1619 İlk siyah köleler Virginia�ya ulaştı.

1625 Francesca Caccini, tarihçilere göre ilk kadın besteci, La Liberazione di Ruggiero besteledi ve Polanya�da 4. Wladyslaw�ın resepsiyonun icra edildi.

1628 William Harvey kan dolaşımını buldu

1631 İngiltere�de Chloridia adlı eserin icrasında ilk profesyonel kadın şarkıcılar yer aldı

1632 Oughtred slide rule� buldu

1633 Engizisyon Galilei�yi söylediklerini geri almaya çağırdı

1639 Fransa 30 yıl savaşlarına katıldı

1639 Virgilio Mazocchi ve Marco Marazolli tarafından ilk komik opera, Chi Soffre Speri Roma�da icra edildi.

1642 � 1646 İngiliz iç savaşı

1647 � 1659 Fransız � İspanyol savaşı

1648 � 1653 Fransız iç savaşı

1654 � 1667 Rusya � Polonya savaşı

1655 � 1660 Brandenburg � Rusya savaşı

1660 İngiltere�de monarşi yeniden kuruldu

1664 � 1666 Newton yerçekimini buldu

1666 İtalya Cremona�dan Antonio Stradivarius ilk kendi imzasını taşıyan kemanı yaptı.

1666 Newton ışık spektrumunu buldu

1671 Leibniz toplama makinasını buldu

1675 Londra�da St.Paul kathedralinin inşaatı başladı, Greewich rasathanesi kuruldu. İlk ışık hızı ölçüldü.

1677 Bakteri bulundu

1683 Türkler Viyana�yı kuşattı

1687 Türkler Mohaç savaşını kaybetti

1689 � 1697 Kuzey Amerika�da İngiliz � Fransız savaşı

1696 Thomas Savery Buhar makinasını keşfetti

1699 Avusturya�lılar Macaristan�ı Türklerden geri aldı

1705 Reinhard Keiser Octavia adlı eserinde ilk kez Fransız kornalarını kullandı

1714 Fahrenheit civalı termometreyi buldu

1725 Vivaldi 4 Mevsim�i yazdı

1742 Handel�in Messiah adlı eseri Dublin�de muhteşem bir seyirci karşısında ilk kez sergilendi.

1752 Büyük Britanya Gregorian takvimine geçti.



Kaynak: Halit Akalp-Hakan Güven Kasım-2002
Forumdaki Linkleri Sadece ÜYELER Görebilir
Kayıt olmak için BURAYA tıklayın yada BURAYA tıklayarak siteye giriş yapın !





Bir gece önce yağmaya başlayan yağmurun dinmeye niyeti yok gibiydi. Her zaman arkadaşlarıyla buluştuğu birahaneden içeri girdi, sırılsıklam olan pelerinini kapının yanındaki askıya astı. Cebinde parası olmadığı için evden oraya kadar yürümek zorunda kalmıştı. Salonun arka tarafında boş bir masaya gidip oturdu. Biraz yalnız kalıp kendine gelmek istiyordu. Ama bir dakika bile geçmemişti ki şair dostlarından biri yanına geldi ve �Peter, çok sevdiğim bir bayan arkadaşımın birkaç gün sonra doğum günü ve ben onun için bir şiir yazdım� dedi. �Bu şiiri sen de bestelersen çok güzel bir armağan olur. Lütfen beni kırma.�

Peter, arkadaşının uzattığı kağıdı aldı, şiire bir göz attı ve masada duran peçetenin üzerine birşeyler karaladıktan sonra �Daha güzel birşeyler yazmak isterdim ama içimden gelen bu� dedi. �Kusuruma bakma.�

Arkadaşı, evine gider gitmez genç müzisyenin bestelediği parçayı piyanoda çalmaya çalıştı. Fakat bir anda parçanın büyüleyici etkisine giriverdiğini duyumsadı.

Yapıt gerçekten olağanüstü denilecek denli güzeldi. Hemen bir müzikli toplantı yapmaya karar verdi. Bu güzel yapıtı arkadaşları da zaman kaybetmeden dinlemeliydi. Ve bu muhteşem parçayı o gece, onu yazan parmaklara çaldıracaktı. Toplantının tarih ve saatini tüm dostlarına haber verdi. Peter�i de, toplantıya tam zamanında gelmesi için sıkı sıkı uyardı.

Toplantı gecesi tüm davetlilerin zamanında gelmelerine karşın, ısrarla beklenen Peter ortalarda görünmüyordu. Biraz geç de olsa kesinlikle gelecektir diye düşündüler. Oysa gece yarısı olmuş, o hâlâ gelmemişti. Kentte gidebileceği tüm yerleri aramaya başladılar. Sonunda onu, bir birahanede yarı sarhoş, yarı ayık bir durumda buldular; karga tulumba eve getirdiler ve hemen piyanonun başına oturttular. Sonra da, arkadaşı için bestelemiş olduğu parçanın notasını önüne koydular. Peter, kendisinden beklenen görevi biliyordu. Önce derin bir soluk aldı, sonra çalmaya başladı.

Henüz ilk ezgiler havada uçuşmaya başladığında, toplantıdakilerin tümü, kendilerini müziğin büyüsü altında buldular. Kimse kıpırdayamıyor, hatta soluk bile almıyordu. Parça bittiğinde konukların hiçbiri bu güzelliğe doyamamıştı; ondan, bir kez daha çalmasını istediler. Israrlar üzerine birkaç kez üstüste çaldıktan sonra, piyanonun kapağını yavaşça kapattı ve hafif bir sesle mırıldandı:

�Ben bu şarkının bu denli güzel olabileceğini bilemezdim� dedi.

Bestecisini bile büyüleyen bu şarkıyı merak ettiniz mi? Söyleyelim: �Serenad.�

Peki besteciyi tanıyabildiniz mi? İsterseniz onu biraz daha açalım:

Tanrı onu sanki beste yapsın, yapıtlarıyla insanların gönüllerini coştursun diye yaratmıştı. Beste yapmak genç müzisyen için yemek yemek, su içmek denli basitti. Hangi ortamda olursa olsun içindeki o görkemli yaratıcı enerji, cömertce parmaklarından kağıda dökülüveriyordu.

Beste yaparken hiç düşünmezdi. Piyano ya da keman çalarak beste yapmaktan pek hoşlanmıyordu. Bir keresinde bunun nedenini soran bir arkadaşına �Düşüncelerimi dağıtıyor� diye kısa bir yanıt vermişti.

Bestelediği birbirinden güzel şarkılar (lied) arasında bir tanesi var ki o dönemin ünlü baritonlarından Johann Michael Vogl, şarkının notasına şöyle bir göz attığında ilgisini çekmiş, bir kez baştan sona dek söyledikten sonra hayranlığını belirtebilecek sözcük bulamamıştı. O günden sonra Peter, Vogl�un en sevdiği dostları arasına girdi ve birlikte çok başarılı konserler verdiler.

Bu Besteci Schubert�dir...






Melodilere ve Duygulara Hükmeden Besteci

Kimse ne olduğunu anlayamamıştı ve bir anlam da
veremiyordu. Yakın arkadaşı Ricordi hemen yanına gitti
�Ne oldu, sorun nedir?� diye besteciye sordu. Ama o yanıt verecek
durumda değildi; sürekli ağlıyordu. Neden sonra ağlaması
biraz yavaşladı. Eşi �Ne oldu Tanrı aşkına?� diye sordu.
Antonio içini çekerek yanıtladı: �Mimi öldü! Mimi öldü!�

Yücel AKSOY / Bütün Dünya

Ünlü besteci Antonio, Massacciuccoli Gölü kıyısındaki villasının terasında, insanın içini ısıtan İtalyan güneşi altında uykunun tatlı kollarının bedenini sardığını duyumsayarak otururken, Milano�da geçirdiği günleri anımsadı. Müzik, sanat ve aşk kenti Milano... Avrupa�nın hatta dünyanın her köşesinden, güzel sanatların her dalında şansını denemek için gelmiş yetenekli gençlerle dolu Milano... Ünlü olmak için, başarı meleklerinin sihirli değneklerini omuzlarına dokundurmasını bekleyenlerin toplandığı büyülü kent Milano...

O da Milano�ya ünlü bir opera bestecisi olmak için gelmişti. Ama bunun için de çok iyi bir eğitim alması gerektiğinin bilincindeydi. Önce öğrenmek, bilgilenmek, sonra da kulaklarında çınlayan o güzel melodileri en etkileyici biçimde notalara dökerek ölümsüzleştirmek...

Milano�da öğrenimi sırasında, kentin en sefil mahallelerinde kalmıştı. Bir evin tavanarasında küçücük bir odada oturuyordu. Parası çok kısıtlıydı. En lüks yemeği fasulye çorbasıydı. Sanatçı çevresinden çok dost edinmişti; hepsi de parasal sıkıntı içindelerdi. Soğuk kış gecelerinde ısınabilmek için odadaki tek sandalyeyi kırarak sobada yaktıkları günü anımsadı. Bir keresinde de, kırılacak ahşap bir eşya kalmadığı için şair arkadaşının şiirlerini yazdığı defteri yakmışlardı sobada. İki arkadaşı da, kötü beslenme ya da soğuk algınlığı nedeniyle hastalanmış ve parasızlık nedeniyle tedavi olamayıp yaşamlarını yitirmişlerdi.



Bu zor günleri yaşarken, ilk fırsatta bu kentte tanıdığı yoksul ve zor koşullarda yaşayan ama sevgi dolu, arkadaş canlısı sanatçıların yaşamını anlatan bir opera bestelemeyi aklına koymuştu. Onların çektikleri acıları, uğradıkları felaketleri müzikal bir biçimde anlatacaktı. Bu, Milano�nun, Milano�lu sanatçıların şarkısı olacaktı.

O günleri anımsayınca gözleri doldu. Uzun süredir imgelediği bu operayı besteleme çalışmalarına başlayabilirdi. Önce söz yazarlarıyla toplantılar yapıldı. Henry Murger�in romanı da sanki Antonio�nun düşüncelerini kaleme alınmış biçimiydi. Birlikte yapıtın librettosunu (sözlerini) tamamlayınca, zihninde uçuşan melodileri kağıda dökmeye başladı.

Yazmaya başlayınca çevresinden hiç etkilenmiyordu. Yalnızmış ya da kalabalık içindeymiş hiç fark etmiyordu. O akşam da yine kendini çalışmaya vermiş, sanki dış dünyaya kapılarını kapatmıştı. Eve gelen konukların bir bölümü iskambil oynuyor, bir bölümü sohbet ediyor, Antonio da piyanosunun başında harıl harıl çalışıyordu. Bir ara iki elinin parmaklarını hızla ve rastgele birkaç kez tuşlara vurdu. Çıkan korkunç gürültü tüm konukların irkilmesine neden olmuştu. Ne olduğunu anlamak için dönüp Antonio�ya baktılar. Ünlü besteci hüngür hüngür ağlıyordu.

Kimse ne olduğunu anlayamamıştı ve bir anlam da veremiyordu. Yakın arkadaşı Ricordi hemen yanına gitti �Ne oldu, sorun nedir?� diye besteciye sordu. Ama o yanıt verecek durumda değildi; sürekli ağlıyordu. Neden sonra ağlaması biraz yavaşladı. Eşi �Ne oldu Tanrı aşkına?� diye sordu. Antonio içini çekerek yanıtladı:

�Mimi öldü! Mimi öldü!�

Konuklar ve eşi daha da şaşırmışlardı: �Mimi de kim?� Besteci derin bir soluk aldıktan sonra soruyu yanıtladı: �Mimi, gerçek aşkın ne olduğunu bilen, aşkı uğruna ölümü bile göze alan bir ölümsüzdür. Şimdi size, biraz önce tamamladığım onun ölüm sahnesini çalacağım.�

Antonio�nun parmakları piyanonun tuşları üzerinde dolaşıp birbirinden güzel ezgiler saçarken, dostları da kendilerinden geçmiş biçimde dinliyorlardı. Parça bittiğinde konuklardan biri �Gerçekten de yapıtın Mimi�yi ölümsüzler arasına katacak. Ama sen de yapıtlarınla ölümsüzler arasında yerini alacaksın� dedi. Alçakgönüllü besteci konuğunu �Dilerim öyle olur� diye yanıtladı. Bir başka konuk da şöyle seslendi besteciye:

�Peki bu operanın adı ne olacak?�

�Madam Butterfly� operasının 17 Şubat 1904�de La Scala�daki ilk

temsili fiyasko oldu. Eleştirmenler operayı hiç beğenmediler ve yapıt ikinci oyununu oynayamadan programdan çıkarıldı. Alınan

bu karar Puccini�yi çok üzdü. �Milano�daki bu yamyamlar

hiçbir şey anlamıyor! Beni linç ettiler!� diye haykırıyordu.

�Madam Butterfly�ın �Baba�sı

Giacomo Puccini

�Operanın adı �La Boheme� olacak� diye yanıtladı Puccini...

Tüm müzikseverlerin kısaca Puccini olarak tanıdığı besteci Giacomo Antonio Domenico Michele Secondo Maria Puccini, 22 Aralık 1858�de İtalya�nın Toscana bölgesinde Lucca kentinde, ailenin altıncı çocuğu olarak doğdu. Ailesi, beş kuşaktan buyana profesyonel olarak müzikle meşguldü; hepsi de Lucca�daki San Martino Katedrali�nde kilise müziği bestelemiş ve org çalmışlardı.

Altı yaşında babasını kaybetti. Giacomo�nun da aile geleneklerini sürdüreceği ve kilisede org çalıp kilise müziği besteleyeceği umuluyordu. Gerçekten de babasının ölümünden sonra kilisede org çalmaya ve koroda şarkı söylemeye başladı. İlk müzik derslerini amcası Fortunato Magi�den aldı. 1876 yılında bir olay, onun yaşamında bir dönüm noktası oldu:

Lucca�dan Pisa�ya 18 kilometrelik yolu, arkadaşıyla birlikte yürüyerek gitti ve Verdi�nin �Aida� operasını izledi. Yapıt, onu o denli etkilemişti ki, orada kararını verdi, opera bestecisi olacaktı. Ama bunu başarabilmek için önce iyi bir eğitimin gerekli hatta zorunlu olduğu bilincindeydi.

Önce Lucca�daki Pacini Müzik Enstitüsü�nde eğitimini tamamladı. 1880 yılında, burs kazanarak Milano konservatuvarına gitti. Her ne kadar konservatuvara giriş için yaş sınırının üzerindeyse de� 22 yaşındaydı� sınavda gösterdiği yüksek başarı nedeniyle kabul edildi. İlk yıl ünlü besteci ve viyolonist Antonio Bazzini ile, ikinci yıl da �La Giaconda� operasının bestecisi Ponchielli ile çalıştı.

Konservatuvar çalışmaları meyvesini vermekte gecikmedi. Okul bitirme ödevi olarak hazırlayıp bestelediği �Capriccio Sinfonico�, öğrenci orkestrası tarafından çalındı ve çok beğenildi. 1883 yılında �Maestro di Musica� (Müzik Ustası) derecesiyle mezun oldu. Henüz konservatuvar öğrencisiyken, Ponchielli onu opera söz yazarı (librettist) genç Ferdinando Fontana ile tanıştırdı.



İkisinin ilk çalışması olan �Le Villi� (Büyücüler) ile 1882 yılında bir yarışmaya katıldılar. Puccini o yarışmada derece alamadı ama Milano�lu, müzik yapıtları basımcısı Giulio Ricordi�nin dikkatini çekti. Ricordi, Milano�daki Teatro del Verme�de 31 Mayıs 1884�de �Le Villi�nin çalınmasını sağladı. Yapıt o denli beğenildi ki, ertesi sezonda Teatro della Scala�da programa alındı.

Ricordi�nin zorlamasıyla Puccini ikinci operası �Edgar�ı besteledi. Yapıt, ilk kez Milano�da La Scala�da 25 Nisan 1889�da sahnelendi ancak beğenilmedi.

Puccini 25 yaşındayken, Lucca�lı zengin bir tüccarın eşi Elvira Gemignani ile tanıştı. İlişkileri kısa sürede aşka dönüştü ve Elvira, kızını da yanına alarak Puccini�nin yanına taşındı. 23 Aralık 1886�da oğulları doğdu. Bir taraftan toplum baskısı, öteki taraftan katolik kilisesinin katı kuralları nedeniyle sıkıntılı günler geçirdiler. Bu ilişki, 1904 yılında Elvira�nın eşinin ölümünden sonra evlenmeleriyle hukuksal açıdan düzenli duruma geldi.

�Edgar� operasının başarısızlığı Puccini�yi karamsarlığa itti. Çünkü 31 yaşındaydı ve bir kez daha başarısız olursa, kariyerinin biteceğini çok iyi biliyordu. Bunun için işi sıkı tuttu. Öncelikle çok iyi bir konu bulmalıydı. Massenet�nin 1884 yılında ilk kez Paris�te sahnelenen ve sonradan dünya çapında başarı kazanan �Manon� adlı yapıtını kendi tarzında bestelemeyi istedi. Her ne kadar Ricordi ve yakınları karşı çıktılarsa da kararı kesindi. Abbe Prevost�un otobiyografik romanı esas alınarak �Manon Lescaut� operasının beste çalışmalarına başladı. Ricordi dahil altı librettist konuyu hazırlıyor, kendisi de her aşamada metni denetleyip gerekli düzenlemeleri yapıyordu. Yapıt ilk kez 1 Şubat 1891�de Turin�de sahnelendi ve olağanüstü bir başarı kazandı.

�Manon Lescaut� operasıyla Puccini, dünyaca tanınan bir besteci olmuştu. Yine bu yapıttan kazandığı parayla, Pisa kentine çok yakın bir köy olan Torre del Lago�da, Massacciuccoli Gölü kıyısında bir villa satın aldı. Puccini, buraya avlanmak için ilk kez geldiğinde, yöreye ve göle âşık olmuştu. Sevgilisi, sonradan eşi Elvira ile buraya yerleşti ve yaşamının sonuna dek de buradan ayrılmadı.



�Manon Lescaut�yu �La Boheme� operası izledi (1896). Bu yapıtın hazırlanması ve sahnelenmesinde de çok titiz davranıyordu Puccini. Provalar sırasında yapıtta Rudolfo�yu oynayan tenorla anlaşamamış, çok kötü arya okuyor diye dostlarına yakınmıştı. Puccini�nin beğenmediği tenor, sonradan yakın dostu olan, dünyaca ünlü Caruso�dan başkası değildi. Yapıt tamamlanınca, genç yetenek Arturo Toscanini�den orkestrayı yönetmesini rica etti. Onun da muhteşem yönetimiyle opera büyük başarı kazandı. Puccini, 1900 yılında Londra�dayken, David Belasco�nun tek perdelik �Madam Butterfly� oyununu izledi ve İngilizce�yi anlamamasına karşın çok etkilendi. Ertesi yıl öykünün İtalyanca çevirisini librettist Giuseppe Giacosa�ya gönderdi. Çalışmalara başlamaya karar verdiler ancak, önce 1901 Mayıs�ında Giacosa�nın sağlık problemleri engel oldu. 25 Şubat 1903�de Puccini bir kaza geçirdi ve 8 ay süreyle tekerlekli sandalyeye tutuklu kaldı. Sonra da bestecinin �şeker hastalığı� sorununun düzene sokulması için bir süre kaybedildi.

�Madam Butterfly� operasının 17 Şubat 1904�de La Scala�daki ilk temsili fiyasko oldu. Eleştirmenler operayı hiç beğenmediler ve yapıt ikinci oyununu oynayamadan programdan çıkarıldı. Alınan bu karar Puccini�yi çok üzdü. �Milano�daki bu yamyamlar hiçbir şey anlamıyor! Beni linç ettiler!� diye haykırıyordu. Kızgınlığına karşın hemen yapıtın librettosu ve müziği gözden geçirildi, kimi detaylar çıkarıldı. Yeni biçimi 1904 Mayıs�ında Brescia�da sahnelendi ve bu kez çok başarılı oldu.

�Madam Butterfly� ile sonraki yapıtı �La Fanciulla del West� (Altın Batı�nın Kızı) arasında altı yıllık bir boşluk vardır. Nedeniyse evde çalışan hizmetçi kızın intiharı sonucu gelişen olaylardır.



�Altın Batı�nın Kızı�, 1910 yılında Amerika Birleşik Devletleri�nde New York�ta ilk kez sahnelendi ve müthiş başarılı oldu. Bunu 1917 sonbaharında Monte Carlo�da sahnelenen �La Rondine� izledi. Sonra �Il Tabarro�, �Sour Angelica�, �Gianni Schicci� ve �Il Trittico� geldi. Tüm yapıtları da, mesleğinin zirvesinde olan Puccini için başarılı oldu.

�Il Trittico�dan sonra iki yıl, kendisine hoş gelen güzel bir konu bulamadı Puccini. Bir öğle yemeğinde meslekten arkadaşlarıyla konuşurken ortaya �Turandot� konusu atıldı. Kısa bir çalışmadan sonra Puccini bunu bestelemeye karar verdi. 1 Ocak 1921�de birinci perde ile ilgili çalışmalara başladı. 1923 yılı sonlarında ikinci perdeyi tamamlamaya çalışırken, boğazında duyumsadığı ağrı ve sürekli öksü rük, çalışmalarını olumsuz biçimde etkiliyordu. Buna karşın ikinci perdeyi de 1924 Şubat�ında tamamladı. Sonraki aylarda çalışmalarını hızlandıran besteci, üçünü perdede Liu�nun ölümü sahnesine dek geldi. Ağrılar çok artınca bir doktora başvurma gereği duydu. Tetkikler sonucu 8 Ekim 1924�de konulan tanı, gırtlak kanseriydi. 4 Kasım�da ameliyat olmak üzere Brüksel�e gitti. Ameliyat tarihi olan 24 Kasım�a dek de �Turandot� operasını bitirmek için var gücüyle çalıştı. 24 Kasım�da ameliyat oldu. Beş gün sonra, geçirdiği bir kalp krizi, 66 yıllık müzik dolu yaşamını noktaladı.

Öldüğünde, Turandot�un son perdesi ile ilgili birçok taslak bırakmıştı. Dostları, operanın bitirilmesini istiyordu. Orkestra şefi Toscanini, yapıtı Ricardo Zandonai�nin bitirmesini istedi ama oğlu bunu kabul etmedi. Çünkü ona göre Zandonai çok ünlü biriydi. Sonunda Franco Alfano�nun bitirmesi kararlaştırıldı. Altı aylık bir çalışmayla yapıt tamamlandı.

Tarih, 25 Nisan 1926, yer Milano La Scala Operası.. �Turandot� operasının ilk temsili�

Orkestrayı yine Arturo Toscanini yönetiyor. Birinci ve ikinci perdeler başarıyla tamamlandıktan sonra, üçüncü perdede Liu�nun ölümünden sonra perde yavaş yavaş inerken Toscanini elindeki batonu nota sehpasının üzerine bıraktı, seyirciye döndü ve �Opera burada biter çünkü şu anda Maestro öldü� dedi. Yapıt, ertesi günkü temsilde Alfano�nun tamamladığı biçimde oynandı.

Kaynak

Bütün Dünya Dergisi


En son yasin889 tarafından Cmt Eyl 23, 2006 4:23 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
yasin889
Binbaşı
Binbaşı


Kayıt: Aug 30, 2005
Mesajlar: 5175

MesajTarih: Cmt Eyl 23, 2006 4:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Beethoven in, elini öptüğü besteci

Görev, kimseyi kırmadan, üzmeden zarif bir biçimde

tamamlanmış ve müzik dünyası unutulmaz bir yapıt daha

kazanmıştı. Ünlü besteci, bu 45 numaralı Fa Diyez Minör

yapıtına Veda Senfonisi adını verdi.



Orkestra elemanları ona Baba diyordu. Gerçekten de çevresinde sevilen, sayılan bir insandı. Henüz 40 yaşına bile gelmemişti ama akıllı ve adil yönetimiyle kendini herkese sevdirmişti. Soylu Esterhazy Ailesi nin yazlık sarayı olan Esterhaza da, 22 kişiden oluşan orkestra, Baba nın yönetiminde uyum içinde görevini yapıyordu. Aslında çalışma koşulları hiç de rahat değildi. Çünkü orkestrada çalışan müzisyenler, bu muhteşem sarayda, koskoca bir yazı ailelerinden uzakta yalnız geçirmek zorundaydılar. Görkemli bir konser salonuna sahip olmasına karşın tüm müzisyenlerin sarayda aileleriyle kalmasına olanak yoktu. Durum böyle olunca, hepsi, Yaz çabuk geçse de biz de evlerimize bir an önce dönsek diye gün sayıyorlardı.

1772 yılı yazı da aynı tempoda geçti. Kış yaklaştı ama geri dönüş konusunda hiçbir hazırlık yoktu. Prens Nikola Esterhazy, sarayın sıcacık ana bölümünde keyif çatıp her dakikanın tadını çıkarırken, müzisyenler hem soğukla savaşım veriyor hem de ailelerine olan özlemlerini bastırmaya çalışıyorlardı. Ama bir süre daha geçmesine karşın prensten hiçbir hareket gelmeyince tüm orkestra üyeleri Baba larına gidip yakındılar ve bir çözüm bulmasını istediler.

Baba dikkatli davranmalıydı. Bir tarafta, karınlarını doyuran, onlara iş veren koskoca Avusturya-Macaristan İmparatoru Prens Nikola, öteki tarafta da moralleri bozuk orkestra üyeleri... Prense gidip Orkestra elemanlarıma izin ver dediğinde onu kızdırabilir ve hepsinin işinin sona ermesine neden olabilirdi. Ama moralsiz bir orkestra da verimli olmazdı. Hani bazen insan zor durumda kaldığında kalbinin sesini dinler ya... O da her hücresi müzikle do lu kalbinin sesini dinledi ve sonunda, yetenekli bir besteci ve işinin ehli bir orkestra şefine yakışan harika bir çözüm buldu.



Birkaç gün sonra prens ve konuklarına verecekleri konser için bir senfoni besteledi. İki obua, iki korno ve yaylı çalgılar için bestelenmiş olan senfoninin ilk üç bölümü normal kalıplar içinde sürdü. Ancak son bölümde ilginç gelişmeler birbirini izledi. Çok hızlı (presto) başlayan final, hiç alışılmamış ağır, yorgun (adagio) bir havaya dönüştü. Önce acıklı bir korno sesi duyuldu. Çalmakla yükümlü olduğu bölümü bitiren kornocu, nota sehpası üzerindeki mumu üfledi, çalgısını koltuğunun altına sıkıştırıp sahneyi terk etti. Bunu ikinci korno izledi. 107 ölçülük bu uzun adagio bölümde, sırasıyla öteki üflemeli ve yaylı sazlar da aynı hareketi tekrarlayarak dışarı çıktılar. Son kemancı da görevini tamamlayarak sehpasının üzerindeki mumu üfleyip, giderek karanlığa gömülen salonu terk edince, Baba elindeki bageti nota sehpasının üzerine koydu, sandalyesine oturdu ve başını ellerinin arasına alıp bekledi.

Prens, müzik açısından olağanüstü akıllı ve ustaca yazılmış yapıtın vermek istediği mesajı hemen kavradı. Ayağa kalktı, uzun süre alkışladıktan sonra Baba yı yanına çağırdı, onu kutladı ve orkestra elemanlarının ertesi sabah evlerine dönebilecekleri müjdesini verdi.

Görev, kimseyi kırmadan, üzmeden zarif bir biçimde tamamlanmış ve müzik dünyası unutulmaz bir yapıt daha kazanmıştı. Ünlü besteci, bu 45 numaralı Fa Diyez Minör yapıtına Veda Senfonisi adını verdi.

Prens Nikola, müziği çok seviyor ve müzisyenlere de aşırı saygı gösteriyordu. Ama bu sevgi ve saygısına karşın konserler sırasında uyuklamaktan da kendini alamıyordu. Prensin Gözlerim kapalı olarak müziği daha iyi duyumsuyorum bahanesine bir süre inanmış göründü ünlü bestecimiz. Ama bu uyuklamalara horultular da eklenince, buna akıllıca bir çözüm bulması gerektiğine karar verdi. Planının, prensi kızdırmayacak biçimde ve çok zarifçe uygulanması için özenli bir beste çalışmasına girişti.

O gece yeni bir senfoni dinlemenin heyecanıyla prens gelip konser salonundaki yerini aldı ve orkestra çalmaya başladı. Birinci bölüm çok ağır tempoda başladı. Prensin zaten yarılanmış göz kapaklarının üzerine kurşun gibi oturan melodiler, tatlı bir ninni gibi onu alıp düşler ülkesine götürdü. Ama o da ne!.. Bir anda davulların canhıraş sesleriyle yerinden sıçrayan prens neye uğradığını şaşırmıştı. Birkaç saniye önce meleklerin raksına eşlik edercesine yumuşak olan müzik, şimdi sanki zebanilerin ölüm dansını çalıyordu.



Senfoninin öteki bölümlerinde de beklenmeyen yerlerde beklenmeyen akorlar ve irkiltici gürültüler, prense konser boyunca ikinci bir uyuma fırsatı vermedi.

Klasik müziğin en büyük bestecilerinden biri olarak kabul edilen, Beethoven ın elini öptüğü bu saygın ve ünlü besteciyi tanıdınız mı?





Kont Ferdinand Maximilian von Morzin, müziğe çok ilgi

duyuyor ve özel bir orkestra kurmak istiyordu. Haydn dan

orkestrasına şef olmasını istedi. O da görevi severek kabul etti

ve hemen göreve başladı. Haydn ilk senfonisini burada besteledi

ve 50 yıllık kompozitörlük yaşamında 108 senfoni besteleyerek

günümüze değin kırılamayan bir rekorun sahibi oldu.



Sanş Kuşunun Yardım Ettiği Sanatçı
Franz Joseph Haydn

Yaşamından kesitleri 43 üncü sayfamızda sunmaya başladığımız ünlü besteci Franz Joseph Haydn, 1 Nisan 1732 de Aşağı Avusturya da, Macaristan sınırına yakın Rohrau da doğdu. Çocukluk yıllarında müziğe aşırı bir eğilimi yoktu ama dikkat çekecek denli güzel sesiyle şarkı söylemeyi çok seviyordu. Onun ileride ünlü olacağını hiç kimse tahmin edemezdi. Ancak yaşamı boyunca beklenmedik zamanlarda beklenmedik yardımlarla onu ünlü bir besteci yapacak olan şans melekleri küçük Joseph i kanatları altına almışlardı.

Araba tekerleği onarımıyla evinin geçimini sağlayan babası Mathias ın bütçesi kısıtlıydı. Üstelik Rohrau da olanaklar yok denecek denli azdı. 1737 yılında yani Joseph 5 yaşındayken, şans meleği ilk kez kanatlarını çırparak yardımına geldi. Baba Mathias ın Hainburg da yaşayan kuzeni Johann Mathias Franck, Haydn Ailesi ni ziyarete Rohrau ya geldi. Mesleği öğretmenlik olan Franck, yöresel bir kilise korosunda da başsolistti. Küçük Joseph in sesini çok beğendi ve onun müzik konusunda iyi bir eğitim almasını sağlamak üzere Hainburg a götürdü. Joseph hem dersleri kısa zamanda kavradı hem de birkaç enstrümanı birden çalmayı öğrendi.

Keman ve piyanonun yanısıra çok güzel davul çalıyordu. Ama küçük olduğu için bu iri aleti taşıması oldukça zorluyordu onu. Bir geçit töreninde kendisine davul çalma görevi verildi. Yürüyüşün yapılacağı uzun yol Joseph in gözünü korkutuyor ama davulu da çalmayı çok istiyordu. Sonunda zekâsını kullanarak harika bir çözüm buldu. Yol boyunca davulu, ondan çok daha iri bir arkadaşı taşıdı, o da elinde tokmakla yanında yürüyüp davulu çaldı.

1740 yılında, Viyana daki St. Stephen Katedrali nin koro şefi Karl Georg Reutter, yeni yetenekli koristler saptamak üzere Heinburg a geldi; Joseph in sesinden çok etkilendi ve onu Viyana ya götürmeyi önerdi. Şans kuşu kanatlarını çırparak yine yardımına gelmişti. Öneriyi kabul eden Joseph Haydn, St. Stephen Katedrali nde korist olarak görevine başladı. Burada müziğin yanısıra din bilgisi, Latince, matematik ve yazı dersleri de alıyordu. Müzik konusunda yeteneğiyle dikkatleri üzerinde toplayan afacan Joseph, haşarılıklarını da sürdürüyordu. Bir gün korist arkadaşlarından birinin uzun saçını kesince koro şefi Reutter onu cezalandırmak istedi. Joseph ise Cezalandırılmaktansa koroyu terk ederim diye karşı koydu. Disiplin konusunda ödün vermeyen Reutter, onu hem cezalandırdı hem de korodan kovdu.

Dokuz yıldır St. Stephen Katedrali�nde yatıp kalkan ve tüm masrafları karşılanan Joseph Haydn, bir anda kendini sokakta buldu. Cebinde hiç parası yoktu. Yiyecek bir lokma ekmek bulması da pek kolay görünmüyordu. Ona müzisyen olarak kim iş verirdi ki? İşte şans kuşu yine kanatlarını çırparak tam zamanında yardımına geldi.

Sokakta avare avare dolaşırken Viyana�daki St. Michaels Kilisesi şarkıcılarından Johann Michael Spangler�e rastladı. Kendisi de oldukça yoksul olan ve bir tavan arasında oturan Spangler, daha iyi koşul bulana dek onu evine davet etti. İki ay sonra Spangler�in eşinin doğum yapması nedeniyle yine yol göründü Haydn�a...

Ne yapacağını bilememenin şaşkınlığı içinde bocalarken, babasının yakın dostu Anton Buchholz�a rastladı. Buchholz, Haydn�a karşılıksız olmak koşuluyla 150 Gulden verdi. O da hemen St. Michaels Kilisesi yakınında Michaelerhaus�da bir çatı katı kiraladı.

Michaelerhaus Haydn�a çok uğurlu geldi. Çünkü aynı binada ünlü İtalyan şairi ve librettist (söz yazarı) Metastasio da kalıyordu. Haydn onunla tanıştı ve onun sayesinde, bir İspanyol asilzadesinin kızı olan, henüz on yaşında ama çok yetenekli Marianna Martinez�e piyano dersi vermeye başladı. Üç yıl süren dersler sayesinde Haydn Michaelerhaus�da kira ödemekten kurtuldu.

Marianna, kısa zamanda Viyana müzik çevrelerinde tanınan, sevilen önemli biri oldu. Hele Mozart ile yaptığı düet onu daha da ünlendirdi. Marianna�yı tanıyan çevre büyüdükçe, onu yetiştiren öğretmeni olarak Haydn da tanınmaya ve aranmaya başladı. Çok çalışıyor, yoruluyor ama artık rahat bir yaşam sürüyordu.

Yine şans kuşunun yardımıyla tanıştığı Karl Joseph von Furnberg onu Kont Ferdinand Maximilian von Morzin�e takdim etti. Kont, müziğe çok ilgi duyuyor ve özel bir orkestra kurmak istiyordu. Haydn�dan orkestrasına şef olmasını istedi. Bu görev Haydn�ın yaşamında şu yönden önemlidir:



Haydn ilk senfonisini burada besteledi ve 50 yıllık kompozitörlük yaşamında 108 senfoni besteleyerek günümüze değin kırılamayan bir rekorun sahibi oldu. Ayrıca, yine ilk senfonisini yönetirken, dinleyenler arasında Prens Anton Esterhazy de vardı ki bu soylu kişi kısa bir süre sonra Haydn�ın müzik yaşamında çok önemli bir kapıyı açacaktı.

1761 yılında Kont Morzin, parasal sorunlar nedeniyle orkestrasını dağıtmak zorunda kaldı. Haydn yine ortada kalmıştı. Başarısız başlayan evliliğinin verdiği sıkıntı da bir yandan onu bunaltıyordu. Ama yine şans kuşu yanıbaşındaydı.

Prens Anton Esterhazy Haydn�ın müzik dehâsına ve orkestra yöneticiliğine hayrandı. İşsiz kaldığını öğrenince hemen ona kendi orkestrasının şefliğini önerdi.



18 Mart 1762�de Prens Anton öldü. Yerine kardeşi Nicholas geçti. O da müziği ve eğlenceyi çok seviyordu. Her gün saat 12:00�de prensle o günün müzik programını saptıyor, yeni planlar oluşturuyor, kısaca tüm enerjisini saraydaki müzik çalışmalarına harcıyordu. Yaptığı besteleri hemen orkestrayla çalmak ve gerektiğinde düzeltmeler yapmak, besteci bir müzisyen için bulunmaz nimetti. Haydn da bunu en güzel biçimde değerlendirdi ve birbirinden güzel yapıtlar besteleyerek insanlığa armağan etti.

Franz Joseph Haydn ile Wolfgang Amadeus Mozart ilk kez 1781 yılında Viyana�da Baron von Swieten�in düzenlediği bir toplantıda karşılaştılar ve kısa zamanda çok iyi dost oldular. O sırada Haydn 49, Mozart 25 yaşındaydı. Bu yaş farkına karşın Mozart, Haydn�ın güvenilir bir dost olduğunu duyumsadı ve onunla birçok gizini paylaştı. Haydn ise bu genç ve olağanüstü yetenekli dostuna her yönden destek olmaya çalıştı. Birlikte toplantılar yaparak yapıtlar seslendirdiler, kolkola yürüyüşler yaptılar ve birbirlerini daha iyi tanıdılar.

Mozart, 1790 yılının başında �Cosi Fan Tutte� operasının son provalarında Haydn�ın da bulunmasını istedi. Bu birlikteliğin son olduğu sanki Mozart�ın içine doğmuştu. Mozart Haydn�a �Baba, korkarım bu bizim son buluşmamız� demişti. Haydn, ertesi yıl (1791) Londra�ya bir gezi yapmayı düşündüğünü söyleyip Mozart�ı da davet etti. Mozart da çok istedi ama eşi Constanze�ın hastalığı nedeniyle kabul edemedi. Haydn 1791 Aralık ayı başında Londra�ya hareket etti; Mozart 5 Aralık 1791�de sonsuzluğa uğurlandı. Böylece Mozart�ın kehaneti doğru çıktı.

Haydn�ın Londra yolculuğu çok başarılı geçti. Kısa zamanda kendini büyük bir kitleye sevdirdi. 30 yıl Esterhazy orkestrasıyla çalışmaya alışmış Haydn için iyi bir sınav oldu. Kendine güveni daha da arttı. Ama tüm bu olumlu gelişmelere karşın 1792 sonbaharında Avusturya özlemi ağır bastı. Prens Nikola�nın yerine geçen Prens Anton da Haydn�a bir mektup göndererek, onu tekrar Esterhazy�de orkestrasının başında görmek istediğini yazdı. Bu davet bestecinin karar vermesini çabuklaştırdı ve 1792 sonunda Viyana�ya hareket etti.



Haydn, Londra�dan ayrıldıktan sonra önce Bonn�a geldi ve bu kentte 21 yaşındaki genç besteci Ludwig van Beethoven ile tanıştı. Yetenekli bestecinin yapıtlarını dinleyen Haydn, bu gencin müzik yaşamının çok başarılı olacağını duyumsadı ve kendisini, bestecilik konusunda dersler vermek üzere Viyana�ya davet etti. Beethoven da bu öneriyi severek kabul etti ve Viyana�ya gelip derslere başladı. Ancak 60 yaşındaki Haydn ile 22 yaşındaki Beethoven arasında sıcak bir dostluk kurulamadı. Buna karşın birbirlerine saygılı oldular. Haydn genç öğrencisiyle ilgili görüşünü şöyle açıklamıştı: �Beethoven kısa süre sonra Avrupa�nın en iyi bestecisi olacak ve ben onun öğretmeni olmaktan gurur duyacağım.�



1793 yazında Haydn Londra�ya ikinci bir uzun yolculuk düzenledi ve 1795 yazına dek burada kaldı. İngiltere�deki şan, şöhret, ve parasal rahatlığa karşın yine ülkesine dönmeye karar verdi ve 15 Ağustos 1795�de Londra�dan ayrıldı. Viyana�ya gelince tekrar Esterhazy�lerin sarayında çalışmaya başladı ve 1804 yılında emekli oluncaya değin bu görevi sürdürdü.

Haydn, 1791 yılında Londra�ya ilk gidişinde Westminster Kilisesi�nde Hendel�in �Mesih� oratoryosunu dinlemiş ve çok etkilenmişti. O da bir oratoryo yazmak için harekete geçti. 1796 yılında yazmaya başladığı yapıt iki yıl sonra tamamlandı ve ilk kez 19 Nisan 1798�de Viyana�da Schwarzenberg Sarayı�nda asiller ve seçkin davetliler huzurunda seslendirildi. Haydn�ın yönettiği orkestra 180 kişiden oluşuyordu. Sarayın dışında da büyük bir kalabalık yalnızca besteciyi görmek için toplanmıştı. Konser o denli başarılı oldu ki 7 ve 8 Mayıs tarihlerinde iki kez daha tekrarlandı.

İngiltere�de bulunduğu sıralarda Haydn�ı etkileyen bir başka şey de ulusal marş olmuştu. İngilizler�in ünlü �Tanrı Kralı Korusun� marşından çok etkilenmiş ve kendi ülkesi için de böyle bir marş yazmayı aklına koymuştu. Fransa ile yapılan uzun savaşlar da halkı bezdirmişti, onları galeyana getirecek bir müzik gerekiyordu. Bu amaçla, Leopold Haschka�nın sözlerini alıp �Tanrı Kaiser Franz�ı Korusun� adlı bir marş besteledi. İşte 100 yıldan fazladır sevilerek söylenen Avusturya Milli Marşı�nın bestecisi Franz Joseph Haydn�dır.

Yıllar ünlü besteciyi yıpratmıştı. 1805 ve 1806 yılında iki kardeşini birden kaybetmesi onu çok üzdü. Artık beste yapamıyordu. 1806 yılı yazında doktorlar evindeki piyanonun kadırılmasını istediler. Çünkü her türlü müzik çalışması baş ağrısına neden oluyordu. Yine de 27 Mart 1808�de şerefine düzenlenen �Yaratılış� oratoryosu konserine katıldı. Bu gece onun 76�ncı yaşgünü kutlamasıydı aynı zamanda... Doktoru ile birlikte gelmeyi başardı. Trompet ve alkış sesleri arasında salona girdi. Bu mutlu geceye Hummel, Salieri ve Beethoven gibi ünlü müzisyenler de gelmişti. Yerine oturmasında bizzat Prens II. Nicholas Esterhazy yardımcı oldu. Konser bitiminde de, başta Beethoven olmak üzere tüm sevenleri elini öpmek için sıraya girdiler.



1809 yılı başında artık iyice hareketsiz duruma gelmişti. Yatağından çıkamıyordu. O günlerde huzurlu bir ortam gereksinimi olan Haydn, çok üzücüdür ki gürültünün ortasında kalmıştı. Çünkü mayısın ilk haftasında Napolyon orduları önce Viyana yı kuşattılar. Kenti düşürmek için atılan her bomba evi sallıyor, bu da yaşlı besteciyi çileden çıkarıyordu. 15 gün boyunca hasta yatağında sık sık kendi bestesi olan Avusturya Ulusal Marşı nı söylediği belirtilir. 31 Mayıs 1809 sabahı komaya giren ünlü besteci aynı gün yaşama veda etti.



Kaynak

Bütün dünya dergisi /Temmuz 2005/ Yücel AKSOY
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
MustafaOzkan
Asteğmen
Asteğmen


Kayıt: Sep 04, 2006
Mesajlar: 1891
Nerden: Ankara

MesajTarih: Pts Ksm 27, 2006 7:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Beethoven'in 9. Senfonisi'ni dinliyorum bu aralar sürekli.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
amaran
Astsubay Çavuş
Astsubay Çavuş


Kayıt: Oct 06, 2006
Mesajlar: 362
Nerden: izmir/ist.

MesajTarih: Pts Arl 04, 2006 3:05 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


vivaldi 4 mevsim vazgeçilmezim.tam bir keman şöleni yaşatıyo insana Wink

Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Elvis
Binbaşı
Binbaşı


Kayıt: Jun 13, 2006
Mesajlar: 6424

MesajTarih: Pts Arl 04, 2006 3:25 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

klasik müzik kültürüm yoktur ama Trt 2 de rastladığım zaman mutlaka dinlerim..Heleki ondan önce jazz konseri var ise off süper oluyor..
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
kabir
Solidus - Solo Gitar
Solidus - Solo Gitar


Kayıt: Dec 07, 2006
Mesajlar: 180
Nerden: adana

MesajTarih: Pzr Arl 10, 2006 3:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

rodrigo...
Agustin Barrios Mangore... gitar ustaları...
dinlemeyen (özellikle gitarist) varsa tavsiye ederim....
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger
elerosse_elensar
Astsubay Üst Çavuş
Astsubay Üst Çavuş


Kayıt: Nov 04, 2005
Mesajlar: 648
Nerden: ankara

MesajTarih: Pts Arl 11, 2006 1:54 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

yasin romantik dönem rönesans dönemini yazmay6a kalksan kimse okumaz üşenir:D
klasik müzik dünyadaki en kaliteli müziktir..neden 1800 lü yıllarda insanlık en özgür aynı zamanda en zorlu yıllarını yaşıyordu...müzisyenler hayatta kalıpğ para kazanabilmek için müziği olabilceği en uç noktaya götürüp en kalityeli müzikleri yaptılar..
eğer bir müziği anlamak istiyorsanız onun felsefesini bilmeli ve o müziğin yapıldığı dönemde insanların yaşamını ve nasıl yaşadıüğını bilmek gerekli.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger
METALHEAD
Albay


Kayıt: Oct 24, 2005
Mesajlar: 9106
Nerden: Zonguldak/Sakarya

MesajTarih: Prş Arl 14, 2006 9:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Klasik müzik benim için Heavy Metalle birlikte dünyanın en kaliteli müziğidir çünkü virtiözitenin en iyi konuşturulduğu müzik tarzlarıdır.Öyle şunu dinliyorum bunu dinliyorum diyemicem ama D Plus kanalı çoğu zaman müzik bakımından insanlara kaliteli şeyler sunmakta orda denk geldiğimde mutlaka dinlerim çok büyük haz alırım gerçekten.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder MSN Messenger
Ramses
Asteğmen
Asteğmen


Kayıt: Aug 02, 2006
Mesajlar: 1236
Nerden: İstanbul

MesajTarih: Pzr Arl 17, 2006 12:46 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Klasik müziği en çok sevenlerden biri Yngwie Malmsteen Smile

vivaldi gerçekten çok güzel Wink youtube de de aratınca güzel videolar çıkıo
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
Kayalik
Er
Er


Kayıt: Dec 15, 2006
Mesajlar: 150

MesajTarih: Pzr Arl 17, 2006 1:29 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İsaac Albeniz'de çok iyidir.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
Olaff
Er
Er


Kayıt: Dec 15, 2006
Mesajlar: 98
Nerden: İstanbul-Bolu..

MesajTarih: Pzr Arl 17, 2006 6:38 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

VIVALDI Antonio,BRAHMS Johannes,MOZART Wolfgang Amadeus,VERDI Giuseppe..
Tafsiye edebileceğim ve şu sıralar dinlediğim ustalar..
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
Heavyrulez
Yüzbaşı
Yüzbaşı


Kayıt: Mar 30, 2006
Mesajlar: 4440
Nerden: eskişehir

MesajTarih: Cum Şub 02, 2007 10:36 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ben seviyorum klasik müziği özellikle Paganini'nin keman konçertoları caprice serisi..onun dışında Vivaldi Bach metal/rock müzik dışında dinlemeyi sevdiğim tek müzik
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
ARMADOR
Asteğmen
Asteğmen


Kayıt: Nov 01, 2005
Mesajlar: 1728
Nerden: ZONGULDAK

MesajTarih: Cmt Şub 03, 2007 12:04 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

klasik müzik döem ödevi konusu olsa burdan kopyala hocaya ver. oldukça kapsamlı bi yazı. Klasik müziği severdim ama çok fazla dinlemezdim. Vokal bakımından hm ile en çok benzeyen tür. 3 sene önce hastanede yatarken sürekli klasik müzik yayını yapılırdı o sıkıcı yerde insanın ruhunu gerçekten dinlendiriyo.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
deniz91
Astsubay Çavuş
Astsubay Çavuş


Kayıt: Jan 24, 2007
Mesajlar: 287

MesajTarih: Prş Şub 08, 2007 9:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

amaran demiş ki:

vivaldi 4 mevsim vazgeçilmezim.tam bir keman şöleni yaşatıyo insana Wink


bende vivaldi dört mevsime bayılırım
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Santana
Üsteğmen
Üsteğmen


Kayıt: Dec 13, 2006
Mesajlar: 3854
Nerden: Giresun

MesajTarih: Prş Şub 08, 2007 9:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Klasik müzik dinlerim özellikle Beethowen nın 9. senfonisi Very Happy
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Yahoo Messenger MSN Messenger
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    HMTR Forum Ana Sayfası -> Diğer Türler Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
1. sayfa (Toplam 5 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Bu Forum gücünü phpBB'den almaktadır. Tema nukemods.com tarafından uyarlanmıştır.
Forums ©
Heavy Metal TR . COM © 2004 - 2008 tüm hakları saklıdır. - Forum Arşivi - Sitemap -tag-
HMTR'den izinsiz alınan hiçbir materyal (kaynak yazılsa bile) başka topluluklar tarafından kullanılamaz!
The ultimate MetalToplist...