Tarih: Cmt Eyl 23, 2006 4:15 pm Mesaj konusu: Günümüze kadar Klasik müzik de "Gitar kültürü"
Gitarın Şarkısı
"Gerçeği söylüyorum. Hem de tüm tarafsızlığımla söylüyorum. Gitar insanoğlunun yaratmış olduğu en güzel çalgı benim için."
Andres Segovia�nın kendi kaleminden�
Şu anda Elhamra Sarayı�ndayız. Ben bu rüya evrenine ilk kez on yaşında ayak bastım. Buraya çok uzak olmayan bir yerde, Linares�te dünyaya gelmişim; doğanın ve sanatın güzelliklerine gözümü açtığım yer burasıydı. Ve işte, size çalmak için burada, karşınızdayım. Tanrı�nın benim ruhuma müzik tohumlarını Granada�da ekmiş olduğu için, bir yandan da bu fantastik mimariyi ve yüzyıllarca önce işlenmiş olan ince bezekleri seyredebilmenin ilave hazzını tadabilmeniz için seçtik insanı büyüleyen bu yeri. Ve inanın, burada olmak, insanın cennetin yakınına, yanı başına geldiği duygusunu veriyor insana.
Biraz önce doğduğum yerden söz ettim de, orada, evimizin yakınında bir yerlerde bir gitar dükkanının bulunduğunu söylemedim sizlere. Garip ama bu çalgının ruhu beşiğime kadar gelip buldu beni. İlk yazgım buymuş benim.
Bir gün evimize gitarıyla flamenko çalan biri çıkıp geldi. Onun ilk hoyrat rasguedusunda sandalyemden sıçramış, arka üstü yere düşmüştüm. Ama adam parmaklarını tellerde dolaştırmaya başlayıp herkesin bildiği bir ezgiyi çalmaya koyulunca, gitarın o güzelim sesi içimde bir yerlere derinlemesine süzülüvermişti. Adam bana dönüp, �Bunu çalmayı öğrenmek ister misin?� diye sormuştu. Yalvar yakar başımı sallamıştım dayım razı olsun diye. İki ay içinde, öğretmenimin bildiği her şeyi öğreniverdim; işin aslında, adamın bildikleri pek azdı; dayım benim gitar çalmayı bu denli kolay becerdiğimi görünce, önüne gelene, �Allah Allah, bu çocuk öğrenmiyor, ezberliyor düpedüz� deyip duruyordu.
Gitarın sesi, bizimkinden daha küçük ve zarif bir gezegenden gelen bir orkestranın sesi gibidir. Büyük İspanyol yazarı Eugenio d�Ors bir keresinde şunları yazmıştı : �Piyano sesi nutuk, viyolonselin sesi ise ağıttır. Oysa...bir şarkıdır gitarınki." Tanrı�nın bana bahşettiği müzik yeteneğini geliştirecek araç olarak gitarda karar kıldım ve gitar için yazılmış müzikleri aramaya koyuldum. Bütün öbür çalgıları bir yana bıraktım. O sırada Granada�daki icracıları orta vasat olduğu için, piyanoyu da. Gitar dışındaki çalgılardan hiçbiri beni kendine çekmiyordu. Gitarsa, insanın içine işleyen şiir dolu sesi, ses renklerindeki çeşitliliği, armoni olanaklarının zenginliği ile tutsak etmişti beni kendine. Ve ben de, duyarlı bir sanatçının gitarla ne denli güzel müzik elde edebileceği sezgisine sahip olmuştum.
Benim delikanlılık günlerimde gitarın müziğe yatkın bir çalgı olmadığı kanısı yaygındı; gitar yalnızca şaraplı ve genç kızlı halk eğlencelerinde şarkılara ve danslara eşlik etmek üzere kullanılan bir çalgı sayılıyordu. Oysa ben, sabahları erkenden kalkar otururdum gitar çalmaya. Bir keresinde otel odamda böyle çalışırken, kahvaltımı getiren hizmetkar kadın beni gitar çalarken görmüş, �Hayrola senorito, sabah sabah bunca neşe!� diye haykırıvermişti.
Dördüncü yıl sonunda dostlarım beni hayatımın ilk konserini vermek üzere zorla sahneye çıkardılar. Nasıl bir heyecandı o, anlatamam. Dinleyicilerin karşısına çıkma düşüncesi bile kemiklerime kadar takır takır titrememe yetiyordu. Ama ufacık bir ola, bütün korkumu bir an için de olsa, unutmama neden oldu. Sahneye doğru yürürken-gitarımı bir arkadaşım taşıyordu-ayağı aksayan yaşlı ve kibar bir flütçü yanıma yaklaştı: �Gitar çalacak delikanlıyı tanıyor musunuz?� diye sordu. Gülümsedim, �Hem de çok iyi tanırım,� dedim. �Yakın dostum olur.� �Peki, yeteneği nasıldır acaba?� diye sorgusunu sürdürdü flütçü. "Hiç, hem de zerre kadar yoktur yeteneği,� dedim. �Siz kendiniz değerlendirin.� Benim bu pek de ince olmayan yanıtıma şaştı, �Yoksa kıskanıyor olmayasınız onu?� dedi. Bozulmuştu, arkasını dönerek salondaki yerine oturmak üzere uzaklaştı. Ama, konserden sonra koşarak yanıma geldi, beni kucakladı, �Arkadaşınız gerçekten ama gerçekten benim tebriklerime ve bir o kadar da sizin kıskançlığınıza layık biriymiş.� dedi.
Ertesi sabah, mahalli gazetelerden birinde konserime ilişkin değerlendirmeyi okuyunca, toyluk bu ya, tüm dünyaya ün saldığım sanısına kapıldım.
Kendime verdiğim en zorlu görev, o sıralar oldukça kıt ve de yoksul olan, keman, viyolonsel, piyano vb.nin sahip olduğu yüzlerce harika kompozisyonla rekabet edecek kadar önem taşımayan gitar repertuarını zenginleştirmek oldu. Gitar tekniğimi oluşturmak dört yılımı aldı. Konser kariyerimde kendimi yetersiz sayıda gitar parçası karşısında buldum. Gene de, bu küçük repertuarla dinleyicilerin ve müzisyenlerin, tanınmış İspanyol ve yabancı müzisyenlerin sıcak ilgisini gitara çekebilmeyi başardım, onları rekabete geçirebildim. Çağrıma yanıt verenlerden ilki, İspanyol senfoni bestecisi Federico Moreno Torroba oldu.
İrademin yarattığı bu mucizeye bilseniz nasıl hayret ederim. Pek çok engelin üstesinden gelirsiniz, güçlü bir iradeniz olsun yeter ki; ama sanırım bana şansım da kanat gerdi, tüy gibi hafif parmaklarıyla yaşamımdaki tüm engelleri çekip kaldırdı.
Benim yaşamım, yükselen bir çizgiyi, ağır ağır ama yükselen bir çizgiyi izlemiştir. Her şey kondu benim önüme, akla gelebilecek her şey, ama ben başka hiçbir çağrıya kulak asmadım. İradem işte buradaydı benim, tuttuğum yolda ayak diremekteydi. Geri kalanıysa, benim gök kubbemin gizemli yıldızlarında yatıyordu.
Bilirsiniz, ben kalkıp da başka bir çalgıyı, piyano ya da kemanı filan seçmiş olsaydım, hayatımı berbat eder çıkardım. Gerçeği söylüyorum. Hem de tüm tarafsızlığımla söylüyorum. Gitar insanoğlunun yaratmış olduğu en güzel çalgı benim için.
Çeviren : Halim Spatar
Bu Yazı İlk Olarak Lirik Dergisinin Ocak 1999 Tarihli Sayısında Yayımlanmıştır
En son yasin889 tarafından Cmt Eyl 23, 2006 4:22 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi
Gitarın kökeninin ne kadar eskiye dayandığı konusunda birçok varsayım var, Ankara�daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi�nde bulunan Hitit�lere ait bir kabartmada ve bunun yanı sıra, Asur�lara ait kabartmalarda da gitara benzeyen telli çalgıların varlığı bir gerçek. Avrupa�ya geliş öyküsünde ise İran ve Arap adlarına rastlıyoruz. Önce İran yoluyla Arap dünyasına, Arapların İspanya�yı fethiyle de Avrupa�ya geçtiği yaygın bir saptama.
Mağrip ve Latin gitarları 12. yüzyılda görülür. 15. yüzyılda ise lavtaya doğru gelişerek �Mandola� ya da �Mandora� adını alır. Günümüz gitarının ana çizgilerinin oluştuğu bu yüzyılda Latin gitarı, mızraplı Vihuela olur. Flemenk Vihuela�sı ise Avrupa Lavtası�ndan başka bir şey değildir.
Tarihte somut olarak ilk kez, 14. yüzyılda, şekli fazla tanımlanmasada Guitern diye bir sazdan bahsedilir. El Vihuelası olarak 13. yüzyıldan beri tanınan bu çalgı, 1500�lerin sonuna doğru, bugünkü gitarın doğmasındaki ilk ipuçlarını verir.
Ingiltere Kraliçesi I. Elisabeth, sarayında ve çevresinde daima müzikçilere yer vermesiyle tanınır. İspanya Kralı Şarlken�in oğlu II. Philiph, 1554�de İngiltere Kralı VIII. Henry�nin kızı olan, İngiltere ve İrlanda Kraliçesi Mary Tudor�la evlenir. Bu çağda Lavtalir müziğinin en güzel örnekleri verilir.
John Dowland (1562 � 1626) zamanının en büyük lavtacısıdır.
Gitar müziği, 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar ya Tabulatur (ses perdeleri yerine parmak pozisyonlarını gösteren nota yazım sistemi) biçiminde ya da alfabetik akor simgeleri sistemiyle yazılıyordu. 1586 yılında çıkarılan ilk gitar metodu �İspanyol Gitarı� olarak adlandırılan beş çift telli çalgı içindir. Daha onceki gitarlar dört, Vihuela ise altı çift tellidir. Vihuela�dan sonra Barok Gitar devri yaşayan beş çift; günümüzde kullanılan klasik gitarlar ise tek altı tellidir ve bunun 18. yüzyıldan bu yana böyle olduğu Fernando Sor�un altı telli Romantik Gitar kullanmasıyla somutlanır. 17. ve 18. yüzyıllarda İtalya ve Fransa�da gitar metodlarına rastlanır. 18. yüzyılın sonunda IV. Şarl�ın himayesinde birçok gitarist yetişir. Gelmiş geçmiş en büyük gitar ustalarından birinin Niccolo Paganini olduğu söylenir. Bu çalgıyı kemanı kadar ustalıkla çalmasının yanı sıra, eserlerini bestelerken dizinin üzerinden hiç eksik etmediğinden söz edilir.
Bu arada Shubert, Berlioz, Diabelli, Gragnani, Carulli, Carcassi, Coste gibi bestecilerin ilgisini çeken gitar, onların dab u çalgı için eserler yazmasına neden olmuştur. 1778 � 1830 yılları arasında yaşayan Fernando Sor ise aynı dönemde İspanya�da yetişen en önemli gitar ustasıdır. Fernando Sor�un, öğrencisi olarak pek çok guitarist yetiştirmesinin yanı sıra, yazdığı sonatlar, varyasyonlar, fanteziler ve etütleri bugün bile birçok gitaristin dağarcığının baş köşesinde yer alır. Besteci, gitarı altı telli yaparak bugünkü gitarın temelini atar. İspanya�da, Sor�dan sonra Dionisia Aguada gibi bir gitar ustası yetişir. Daha sonra yine aynı dönemde İtalya�da özellikle Beethoven�ın hayranlığını kazanan Mauro Giuliani (1781-1828) ismine rastlarız.
19. yüzyılda gitarda, sesin artmasını sağlayan değişiklikler yapıldı. Gövdesi genişletildi, derinliği azaltıldı, göğüs kapağı iyice inceltildi. Gövdenin içine göğüs kapağını desteklemek için konan enine çıtaların yerini, ses deliğinin altına yelpaze gibi açılan ışınsal çıtalar aldı. Eskiden ahşap bir takozun içine saplanan sapı, tellerin germesine karşın ek bir dayanak oluşturacak gibi, gövdenin içine doğru biraz giren bir pabuç ya da çıkma kol biçimine getirilerek arkaya tutkallandı.
19. yüzyıl boyunca İspanya�da birçok usta gitarist yetişir. Bunlar arasında Sor, Cano, Huartas, Tostado, Aquado, Fossa başlıca isimlerdir. Yüzyılın ikinci yarısında çağdaş gitar ekolünün kurucusu olarak nitelenen, Bach, ve Beethoven�ın eserlerinden gitar için yaptığı düzenlemelerle tanınan Valenciya�lı gitarist-besteci Francisco Tarrega adına rastlarız. Andres Segovia, Emilio Pujol, Miguel Llobet, Regino Sainz de la Maza, Alirio Diaz ve Narciso Yepes O�nu izlerler. İngiltere�de ise, Julian Bream ve John Williams gibi gitaristler de aynı paralleled devam ederler. Alirio Diaz�ın önerisi üzerine Andres Segovia�nın gitarda ilk kez naylon tel kullanmasının yanı sıra en önemli misyonu; o yıllarda daha çok Amerika�da folk müzik, Avrupa�da ise türkü eşlikçisi olarak görülen gitarı, Klasik Gitar olarak tüm dünyaya tanıtmaktır. Ayrıca üstün virtüözitesiyle de çalgısını sevdiren ve geliştiren bir sanatçıdır. Segovia�nın öğrencisi olan Alirio Diaz (1923) ise ünlü bir yorumcu olarak bütün dünyaya adını duyururken, özellikle Türkiye�de verdiği konserlerle ülkemizde gitarın tanııınmasında büyük katkıda bulunmuş, halen de bu katkısını bütün dünyada olduğu gibi Türkiye�de de sürdürmektedir.
Andres Segoiva gitarı, konser salonlarına sokarak Amerka�dan Arjantin�e ve Uruguay�a kadar uzanan turneleriyle hem enstrümana hem de solistlere büyük saygınlık kazandırırken, gitarı 20. yüzyılda evrenselliğe ulaştırdı.
Segovia, Tarrega, Llobet, Pujol, Anido, Prat, Diaz, Bream, Williams gibi sanatçıların ünlü ve büyük eserleri gitar için düzenleyerek dağarı genişletme çabalarına artık Castenuovo Tedesco, Roussel, Mompou, Villa-Lobos, Ohana, Britten, Henze, Torroba, Rodrigo, Hallfter, Berio, Turina, Falla, Takemitsu, Ponce, Bennett, Berkeley, Walton, Martin, Davies, Tippett, Dodgson, Arnold, Brindle, Lauro, Poulene v.b. gibi özgür eserler yazan besteciler eklenir.
Gitarın kapasitesi zamanla zorlanırken yeni olanakları halen keşfedilmektedir. Gitarın sınırları yalnızca özgün besteler yaparal ya da yapım teknikleriyle zorlanmaz. Bir çok eserin gitara uyarlanması çağdaş besteciler için de bir gereksinim olur.
Eserlerin gitara uyarlanması bazı besteciler tarafından önyargıyla karşılanır. Oysa eserler, gitarda özelliklerini yitirmiyorlar, aksine daha iyi seslendiriliyorlar. Sonunda gitar, tüm önyargıları yıkar. Bugün gitar çağlar öncesinde başlayan yolculuğunu sürdürüyor ve dünyanın bir çok ülkesinde altın çağını yaşıyor�
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu Forum gücünü phpBB'den almaktadır. Tema
nukemods.com
tarafından uyarlanmıştır.