Deep
Purple ile başlayan ve Whitesnake’e kadar gelen inanılmaz bir yaşam..
20 ve 21. yüzyılların tartışmasız en karizmatik üstatlarından,
efsanelerinden birisi.. Sesi, duruşu, müziği, şarkı sözleri.. Herşeyi ile bir
efsane.. 27 Temmuz 2006’da inanılmaz bir gece yaşatan, yaşına ve yaşanılan
zamana meydan okuyan, hala ilk yıllarındaki gibi dimdik duran bir adam..
Artık siz ne dersiniz bilmiyorum ama ben ancak “vokal solosu” diye
tanımlayabileceğim Ain’t No Love’ı ve bunun gibi daha birçok mükemmel
parçayı..
Aslında anlatmak çok zor olacak ama bir yerlerden başlamak gerek.. Gecikmeden
dolayı özür dileyerek karşınızda David Coverdale!..
David Coverdale 22 Eylül 1951’de İngiltere’nin kuzeydoğusundaki
bir kentte, Saltburn’de doğdu. Ilk oturduğu ev bir klübün üstündeydi.
Klüp de ailesi tarafından işletiliyor, David ise müziklerle
ilgileniyordu. Ailesinin işlettiği bu klübe sonraları kendisinin de dahil
olacağı birçok grup geliyordu ve onlarla konuşup bu işin zorlukları,
dezavantajları ve getirilieriyle ilgili sohbet imkanı buluyordu. Müzikle
profesyonel anlamda ilgilenmek kafasına yatmaya başlamıştı.
Biyografinin tamamı için devamına tıklayın ! (
Hazırlayan: Slayerized )
Bunun
üzerine vakit kaybetmeden gitara başladı. Ancak çok geçmeden tanrı vergisi bir
sesi olduğunu ve gitarı bırakıp mikrofona bakması gerektiğini kavradı. Müziğe
olan ilgisi ve yeteneği her geçen gün daha da gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu
ilgisi daha genç yaşta çeşitli gruplarda yer almasını sağladı; The Pretty Things,
The Sorrows, The Yardbirds ve The Kinks. Aynı zamanda gittiği sanat okulundaki
kolej gruplarında da yer aldı: Vintage 67, Denver Mule ve Magdalene.
1968 yılının sonlarına doğru o zamanlar barların aranan gruplarından sayılan The
Skyliners’dan teklif aldı. David bu teklifi Kabul etti ve gruba dahil oldu.
Bulundukları çevredeki heryerde çalıyorlardı ve zamanla Redcar Jazz Club’ın da
desteğini arkalarına almayı başardılar. Bu gelişmenin üzerine isim değişti ve
The Government oldu. Bazı geceler barlarda çaldılar. Ama genellikle kolej grubu
gençlere çalıyor ve ağırlıklı olarak cover yapıyorlardı. Hatta ve hatta 1969
yılında kendilerini Bradford Üniversitesi’nde Deep Purple’ın alt grubu olarak
çalarken buldular. Ayrıca grup Elkie Brooks ve The Paper Dolls gibi isimlerce
çevre edinmişlerdi ve gerçekten iyi teklifler alıyorlardı. Ancak grup sonunda
profesyonel olmamaya karar verdi ve bunun üzerine David gruptan ayrılarak bir
butikte, Yorkshire, Redcar’daki bir giyim mağazasında çalışıp para kazanmaya bir
yandan da akşamları Rivers Invitation ile sahne almaya başladı. Aynı dönemde,
tüm bunlar olurken efsaneleşeceğini belki de tahmin bile etmediği Holy Man, Sail
Away ve Soldier Of Fortune gibi klasikleri yazmakla meşgüldü.
Yıllar
gelip geçerken hayatını değiştiren olay cereyan etti ve Ian Gillan Deep
Purple’dan ayrıldı. Bunun üzerine David’in çalışıtığı Redcar Jazz Club’ın sahibi
Deep Purple’a David’in kayıtlarını gönderdi. David’in, yolu Deep Purple ile
çakışana kadar pek tanındığı söylenemez. Evet, çaldığı yerlerde ses getiriyor,
herkesi kendine hayran bırakıyordu ama asıl anlamdaki çıkışı 1973 yılında, Ian
Gillan’ın Deep Purple’dan ayrılmasıyla gerçekleşti. David’in derin blues
tonundan ve güçlü sesinden etkilenen Deep Purple, onu gruba dahil olmaya
çağırdı. Teklifi kabul eden David, bir kaç deneme kaydından sonra kendini 8
Aralık 1973’te Deep Purple’ın başında buldu ve vokalleri Glenn Hughes ile
beraber paylaşmaya başladı.
Deep
Purple’da geçirdiği üç yıl boyunca üç albüm yaptılar. İlk albüm David
Coverdale’in ve Glenn Hughes’ın gruba katılışlarını kutlayan cinstendi. Ikisi de
aynı yıl gruba dahil olmuştu; David bir Jazz-bar’dan, Glenn ise Trapeze’den
gelmişti. Bu Deep Purple’ın Mark III kadrosuyla ilk albümüydü ve Coverdale ile
Hughes’ın katılımıyla Deep Purple’ın hard rock sound’u daha çok boogie’ye
tınılarıyla dolmaya ve funk-jazz ögeleri taşımaya başlamıştı ki bu bir sonraki
albüm Stormbringer’da daha çok göze çarpacaktı. Aynı yılın aralık ayında çıkan
Stormbringer Deep Purple’ın dokuzuncu, David Coverdale’in ise ikinci albümüydü.
Funk ve soul ögeler Burn’den daha çok göze çarpıyor, buram buram blues ezgileri
yükseliyordu albümden. Fakat hard rock’tan blues’a dayalı bir tarza geçiş bazı
fanları olduğu gibi grup elemanlarını da rahatsız etmişti. Nitekim Ritchie
Blackmore bu değişime fazla katlanamayarak albümün yayınlanmasından kısa bir
süre sonra gruptan ayrıldı. Blackmore’un ayrılmasından sonra grubu bir arada
tutmayı başaran asıl kişi Coverdale oldu ve Tommy Bolin ile birlikte yola devam
ettiler.
“Gruptan ayrılmak zorunda kalmaktan çok korkuyordum, çünkü Purple benim
hayatımdı. Purple’da istediğim herşeyi buldum, bırakamazdım o anda.” Diye
anlatıyor o zamanları Coverdale.
Ritchie
Blackmore’dan sonra herkes “son” un geldiği düşünmeye başlamıştı ama Deep Purple
ile bir olan Coverdale buna göz yummayarak grubun klavye ve piyano
partisyonlarını çalan Jon Lord’a kadar götürmüş işi ve grubu bir arada tutmayı
başarmıştı. Tommy Bolin’in de katılımıyla Come Taste The Band’I kaydettiler.
Albüm Ekim 1975’te yayınlandı. Fakat Bolin uyuşturucu kullanıyordu ve bir
konserin hemen ardından baygınlık geçirmişti. Kızarkadaşının yanına götürülmüş
fakat ertesi sabah durumu ağırlaşmıştı. Sevgilisi ambulansı çağırdığında Bolin
hayatını kaybetmişti.. Henüz 25 yaşında gitarını bırakarak gitmişti..
Bu olaydan sonra grup 8 yıl sürecek olan bir dağılma sürecine girdi..
Deep
Purple dağıldıktan sonra Almanya’ya giden Coverdale, burada solo albüm
çalışmalarına başladı ve birçok ünlü ismin yer aldığı, RCA Records etiketiyle
yayınlanan Wizard’s Convention’I kaydetti. Çeşitli sebeplerden dolayı bu albüm
için bir turne düzenlenemedi ve Coverdale yeni kayıtlara başladı. Yine birçok
isimle birlikte çalışıyordu ve bu isimler zamanla Whitesnake’in kadrosunu
oluşturacaktı. Ikinci solo albümü için çıkan aksaklıklar sonunda David, kendi
grubunu kurma planları yapmaya, Whitesnake’in temelini atmaya karar verdi.
Sonraki yaklaşık bir yıl içerisinde önce Jon Lord ardından da Ian Paice gruba
dahil oldu.
1978’de ilk resmi Whitesnake albümü geldi; Snakebite.. Vokaller David Coverdale,
gitarda Micky Moody ve Bernie Marsden, bassta Neil Murray ve davulda Dave
Dowle’lı kadroyla ilk albüm çıktı. Hemen ardından hiç vakit kaybetmeksizin yeni
albüm geldi; Trouble – 1978. kadroda değişiklik yoktu yine Snakebite kadrosuyla
devam ediyordu yola WS. 1979 yılına gelindiğinde üçüncü albüm, Lovehunter
yayınlandı. Kadro yine aynı ilave olaraksa klavyede Jon Lord vardı. WS,
başarısnı katlayarak ilerliyor, bunun mimarı Coverdale ise efsane olduğunu
kanıtlıyordu. 1980’e gelindiğinde Ian Paice davula geçiyor ve Ready An’
Unwilling albümü kaydediliyordu. Hemen ardından 1981 tarihli Come An’ Get It. Bu
zamana kadar istikrarlı bir kadro ile varlığını sürdüren grup ilk büyük
değişikliği Saints & Sinners’ın yayınlanmasından sonra, Ian Paice de dahil olmak
üzere çoğu eleman gruptan atıldıktan sonra yaşayacaktı. Marsden’in yerine
Trapeze’den Mel Galley geliyor, Cozy Powell ise davula geçiyordu. Tüm bu büyük
değişiklikler sonunda Jon Lord da gruptan ayrılıp Deep Purple’I yeniden
canlandırmaya kara vermişti ama Slide It In’de de yer almayı kabul etti. Gitara
Jon Skyes’I da ekleyerek kadroyu tamamlayan WS, 1984’te Slide It In ile geri
döndü. Ancak bu dönüş kısa sürdü biraz yolunu kaybetmiş bir görünüm sergilemeye
başlayan grubu 1985’te dağıtan Coverdale, 1987’ye kadar köşesine çekildi.
1987’de kendi adını taşıyan albümle geri dönen WS, Coverdale’in önderliğinde en
tepeye doğru ilerlemeye başladı. 1987 kadorsunda John Skyes, Neil Murray ve
Aynsley Dunbar vardı. Don Airey gibi isimler de konuk sanatçı olarak yer
almışlardı. 1987’nin yayınlanmasını hemen ardından Slip Of The Tongue ile tozu
dumana katmaya devam etti Coverdale ve ekibi.
Ancak Geffen ile anlaşması sona eren WS, yeni bir anlaşma yapamadı ve bir
duraklama dönemine girdi. David Coverdale ise boş durmadı ve Jimmy Page ile
çalışmaya başladı. 1993’te Page-Coverdale adıyla bir albüm çıkaran ikiliye
albümde birçok isim eşlik etti. Fakat daha sonra çıkan bazı problemler yüzünden
Page-Coverdale projesi bitti.
Yaklaşık dört sene sonra WS Restless And Wild ile geri döndü. Kadro bu sefer
epey farklıydı; gitarda Adrian Vandenberg, klavyede Brett Tuggle, bassta Guy
Pratt ve davulda Denny Carmassi. 1997’den sonra başka bir stüdyo kaydı
yayınlamayan Whitesnake köşeye çekildi.
Aralık 2002’de Coverdale, Whitesnake ile bir re-union gerçekleştirdi ve bri
Avrupa//Amerika turnesi düzenledi. Bu kadroda; Tom Aldridge davulda, Marco
Mendoza bassta, Doug Aldrich ve Reb Beach ise gitarda yer aldı. Klavye ise
Timothy Drury’nin.
Üçüncü
solo albümü Into The Light’I çıkartan David, 17 Şubat 1989’da aktris Tawny
Kitaen ile evlendi ancak bu evlilik uzun sürmedi ve 1991 Nisan’ında boşandılar.Kitaen,
Whitesnake’in “Here I Go Again” ve “Is This Love” gibi kliplerinde yer almıştı.
Şuan ise David Coverdale, yazar Cindy Coverdale ile evli.
-----------------
In The Still Of The Night turnesi kapsamında bizlere inanılmaz bir gece
yaşattığın, hard rock’a kattıkların ve bizlere bıraktığın herşey için çok
teşekkürler David Coverdale!
Bir de, gecikmiş olsa da.. İYİ Kİ DOĞDUN!
Hazırlayan: HMTR Yazarı Slayerized

İstanbul - 29 Temmuz 2006
Parkorman Hatırası...