Deep
Purple - Burn
Bir David Coverdale Hikayesi - " Hayaller " 2.
Bölüm
David Coverdale'in ağzından Deep Purple Yılları...
" ... Şarkılar için fikirler tıkanmaya ve rutinleşmeye başladığında, fikirlerin
nasıl da değiştiği gerçekten kayda değer…Elbette Jon Lord, Ian Paice ve Glenn
Hughes… gibi güçlü ve yaratıcı kişilerle birlikte. Hissedebiliyordum, o
zaman bile, hepsi Ritchie’ye saygı duyuyordu…Onu açıkça yok saymak, def
etmek istemiyorlardı… Ama, durum yine de gerçekten demokratikti, ve herkes
şarkıların gelişimine katkıda bulunuyordu…"
2. bölümü okumak için devamına tıklayın !
Çok
utandığım bir günü anımsıyorum, Ritchie’nin beni prova odasında, Strat’ini
çalarken yakaladığı günü. Aklıma koyduğum F# minörle ilgili yeni bir fikirle
oyalanıyordum… Ritchie bana karşı çok cömertti ve çaldığımı bilmediğini söyledi.
Tahmin ettiğiniz gibi, maestroya(üstat) gitarı, çalması için bıraktığımdan
dolayı çok mutlu oldum. Bana hangi şarkı olduğunu sordu ve haklı olarak onu
devraldı ve şarkıyı bu gün hala dikkat çeken, en hatırda kalan ‘Mark 111 Cpt.’dan
biri olan bir şarkı haline getirdi…Mistreated!
Ritchie çoktan toplantımıza getirdiği yeni bir guitar synthesizer’ı denemeye
başlamıştı ve muhteşem bir riffi desteklemek için agresif, eşsiz, hırıltılı bir
ton yakalamıştı. Mmm…’Sail Away.’ Gitar özellikle ilham vericiydi ve Deep
Purple’ın daha önce yaptığı her şeyden farklıydı. O! Evet, parça çok iyi
gelişiyordu.
Ian Paice patlamaya hazır gibi, zevkle çalıyordu beni en üst noktaya çıkmak için
zorluyordu ve gerçekten yeni bas davuluyla çalmaktan hoşlanıyordu… ve Glenn
sadece onun çalabileceği şekilde çalıyordu… Bir de ikisinin beraber, güzel ikiz
kız kardeşlerle çıkıyor olmasının da yardımı oldu!! Ahh, Sıkı bir ritim gibisi
yok. Yeah!!
Ne grup ama... Ne kadar inanılmaz, güçlü bir topluluktu bu. Bir şarkıcı olarak,
benim için kolaydı; arkada beklemek, izlemek ve dinlemek…ve bu inanılmazdı. Buna
bulaştığım için şansıma gerçekten inanamıyorum… Lütfen… Bu bir rüyaysa, uyanmama
izin vermeyin…
Clearwell’de gece yarısı seanslarıyla tanışırken, aynı zamandan bir başka
hatıra… Ritchie suyla oynuyor, iyi zaman geçiriyordu, ve birkaç pintten sonra,
içkiden de etkilenerek benimle konuşmaya, ilgilenmeye başladı… ve ‘Ouji Board’ı
getirdi. Bunun doğru olmadığını düşünüyordum ve yüzümü ifadesiz tutmak,
duygularımı belirtmemek çok zordu. Dürüst olmak gerekirse, olan bitenin bir
parçası olmaya çalışıyordum. Bir süre sonra mazeretlerimi bildirdim ve toz
oldum… ancak bazı tecrübeler benimle kaldı. Özellikle bir tanesi… Büyük bir su
kütlesinin yakınlarındayken, her zaman için kemer takmam söylenmişti ve
Glenn’leyken bundan emin oldum. Şimdiye kadar, bunu söylemekten mutluyum;
Herhangi bir su kütlesinin yakınındayken, hiç sıra dışı tecrübeler yaşamadım. (Hımm.)
Bir
de Clearwell Castle’de çalıştığımız zamanlarda önemli miktarda kilo aldığımı
hatırlıyorum. Her akşam muazzam ziyafetlerimiz oluyordu…olağanüstü ve pahalı
Fransız şaraplarının eşlik ettiği ziyafetler ve servisi…hmm…bunu açıklamanın
başka yolu yok… Servisi Rönesans dönemi kıyafetleri içindeki seksi kadınlar
yapıyordu…bilirsiniz.. göğüslerin, burnunuzun dibinde olmasını sağlayan
giysiler..aynı olgun şeftaliler gibi…çok hoş… aslında…Mmm...gerçekten harika.
Hepsi bizim ve cömert ev sahiplerimiz…Bernard ve Sue’nun gözetimi altındaydı.
İlginç bir şekilde hiç uyuşturucu görünmedi ve uyuşturucu hakkında hiçbir
konuşma geçmedi. Anlaşılan şu ki, Purple için uyuşturucu, içki içmekti…güzel…o
zaman…her neyse.
Bütün bunlar gelecekte değişecekti…ama, şimdi…iki bardak bundan, ve biraz daha
bundan…çok mutlu bir konuktum orada. O!, evet… ve ‘elma şırası’; sert ama
lezzetli ve çok güçlü bir şıra, ülkenin kaldığımız kısmında hazırlanıyordu…ve
çok hoştu. Gerçi, itiraf etmeliyim…otumu gizli ve sakin içmeyi seviyordum.
Birkaç hafta sonra, Hamburg’a gideceğimizi öğrendim. Görünüşte stüdyoları
kontrol etmek için, ama aslında…birkaç gün rahatla alem yapmak için.
Pasaport fotoğrafımı gördükleri zaman çok gülünçtü. Fotoğrafın bütün ihtişamı
oradaydı. Bıyıklarım!... Son birkaç yıldır o kahrolası şeyle tıkanıp kalmıştım.
Monty Python skecinden yılışık bir ikinci el araba satıcısına benziyordum.
Harcamam
için yüz sterlin vermişlerdi…(Teşekkürler) …ve Almanya’ya birinci sınıfla uçtuk.
Saygın Atlantic Otel’e giriş yaptık…Bana Bay Hitler’in bu şirin şehirde olduğu
zaman kaldığı süitte kalacağım söylendi…(Hala arkadaşların otel menajeriyle
anlaşıp, beni heyecanlandırmak için bunu söylettiğini düşünüyorum…ama yine de
anlatacak bir hikaye verdi bana.) Daha sonra albümü kaydetmek için gereken
stüdyoyu aradık…ama önce…Hamburg’un heyecan verici gece hayatıyla
tanıştırılmalıydım…ve, evet, o hafta sonu hakkında bir çok hikaye anlatmak için
yaşadım…Şaşırtıcı şekilde, hiç gece kulübünde veya benzer yerlerde olmadım ve
her neye teşebbüs ettiysek krallar gibi karşılandık. DJ’lerin çaldıkları müzik
çok iyiydi. Ritchie bana, hangi tempoların dansçılara ilham verdiğini iyi
izlememi söyledi ve onu nasıl şarkı sözlerine uygulayacağımı anlattı. Eski
Ritchie gerçekten çok iyi bir gözlemciydi. Ondan çok şey öğrendim.
Ne yer ama!!!...Ne kadar güzel bir kadın!!! İnanılmaz zamanlarım oldu…ve şöhret
kalıntılarımı artırmak için…sizinle küçük bir hikayemi paylaşacağım, o günlerde
nasıl uluslar arası bir saf olduğum hakkında…Şafak sökerken, sarhoş bir halde
taksiye bindiğimi hatırlıyorum, üzerinde bilgilendirici bir işareti olan bir
taksiye, 'Frei' yazıyordu. Vav!...Bu şehirdeki ulaşım ziyaretçiler için ne kadar
da yardım severdi. Bu düşünce otele varışımla bir anda dağıldı…Coşkulu
teşekkürlerimi ilettim, ve otele girmeye başladım…Ta ki beni buraya getiren
alçak herif bana saldırana kadar…sinirlendirici bir Almanca’yla bağırdı, param
nerde…O!...çok üzgünüm bayım. (Potansiyel, istemsiz bağırsak hareketi) ve aniden
ne kadar Alman Markım varsa yüklendi, muhtemelen oldukça vardı.
Tamam, sarhoştum, değil mi?
Daha
fazla pratik için Clearwell Castle’a geri döndük…ve dünyaya yeni Deep Purple
şarkıcısını kim olacağının açıklanması kararlaştırıldı…ve bıyıksız olarak çok
daha iyi olacağıma karar verdik, ve kestim. Oo! Bu daha iyi…ve dünyaya
tanıtılmaya hazırdım.
Tüm dünyadan otobüsler dolusu gazeteci yeni grupla tanışmak için
Gloucestershire’a geldi. Ve Coverdale’lerin yeni küçük oğlu David…
Hala bu çekilen resimler yüzünden kemliyim.Bir rock yıldızı gibi poz verme
hakkında hiçbir fikrim yoktu…kesinlikle hiç.
Müzik basınındaki bir çok başlığı hatırlıyorum. ‘Kim bu çocuk?’ Grup tarafından
desteklendiğim için Tanrı’ya şükürler olsun.
Eski Deep Purple ihtişamlarının yaşandığı yere dönmeye karar verildi… Montreux,
İsviçre…Geneva gölü kıyıları…Bir kez daha Rolling Stones gezici stüdyosu
kiralandı…yıllardır benim en iyi arkadaşlarımdan birisiyle, olağan üstü bir ses
mühendisi, Mr. Martin Birch’le birlikte…
Bütün akşamı, Martin’le birlikte gezerek, klüplerde sürterek, ve sesimim kaydı
hakkında heyecanlı şekilde konuşarak geçirdik: "Motown şarkıcılarının sesini
seviyorum, samimi ve soluk soluğa!!!...Benim de öyle söylememi sağlayabilir
misin?" Martin gülümsedi…Tabi ki.. ‘Hiç stüdyo tecrübem yok ve hiç ticari kayıt
yapmadım, sadece birkaç tane demo…’ Birchy çok sabırlı ve cesaretlendiriciydi,
bana kısaca bunu dert etmememi söyledi…(Oh! Bu kadar kolay anlaşılıyor muydu
bu?)…ve her şey iyi olacaktı…ve öyleydi.
Bir konferans merkezini devraldık. Rolling Stones gezici stüdyosu, zemin kata
park etti…kablolar her taraftaydı…Endüstriyel bir asansör bizi stüdyoyu doğru
düzgün kurduğumuz en üst kata çıkardı.
Kasım
1973… Oraya vardığımızda Montreux mevsimsizdi…çok temiz, çok sessiz, çok
İsviçreliydi…ama yine de yemeye, içmeye… gittiğimiz bütün yerler son derece
pahalıydı…ve benim günlüğümle tam tamına denk geliyordu.(O günlerde kredi
kartları yoktu.)
Almak istediğim harika kışlık paltoları, kar botlarını görüyordum…ama her şey
Teesside işçi sınıfından bir delikanlı için çok pahalıydı.
…ve çalışmalarımız başladı…çocukların inanılmazlığını görünce uçmuştum…Yerel
gruplardaki elemanlarla çalışırken her zaman kutsandığımı hissetmiştim, ama bu
bambaşka bir şeydi…Aniden, her şey şekillenmeye başladı. Provalardakinden daha
fazla odaklanmıştık. Jon Lord yakıcı klavyesi binayı titretiyordu, sadece onun
çalabileceği şekilde…ve beni 'What's Going On Here'da piyanoda çıkardığı işle
inanılmaz derecede etkiliyor…ve Glenn…onun gibi doğal bir müzisyen…ve altı
silindirin tümünü, uyumlu bir şekilde ısıtıyor…Kendinden tamamen emin…
Ian’ın yarattığı benzersiz ve duraksız davul şablonunu barındıran 'You Fool No
One' üzerinde çalışıyorduk…ve o sırada hepimiz kayıt sırasında olan bir şeye
gülmekteydik…Ian aniden bagetlerini attı ve bütün davulları öfkeyle yıktı…'Hey,
bu kahrolası şeyi çalmak zor..bunu iyi anlayın…aksi halde ben yokum!!' Son 3-4
denemedir şarkıyı mükemmel çalmaya uğraşmaktan terlemeye
başlamıştı..ve,söylemeye gerek bile yok..bir dahaki denemede şarkıyı kusursuz
çaldık.İyiydi Paicey! Max Roach gibi jazz davulcularına olan sevgisi kendi
dönemindekilerden çok daha fazla swinge yönelik (bkz:swing müzik) çalmasına
ilham kaynağı olmuştu.Şu güçlü çalışına da bakın..Müthiş..
Ritchie’nin;
‘Burn’ solosuna son şeklini vermek için, solodaki Bach’dan esintiler taşıyan ve
tekrarlardan oluşan kısma yeni kayıtlar girdiği sırada yanına, Rolling
Stones(Gezici Stüdyo) kamyonuna girdim. Martin’de onunlaydı ve Ritchie yüksek
tonda bir parça çaldıkça, o bandı yavaşlatıyordu…parçayı normal şekilde
çaldıklarında Ritchie bana ne düşündüğümü sordu…Hiç düşünmeden,
bouzoiki(mandoline benzeyen bir yunan çalgısı) gibi olduğunu söyledim…Evet,
atmosferi bıçakla dilim dilim etmiştim…Ritchie’te böyle şeyler
söylememeliydiniz...Sağır edici bir sessizlikten sonra, Martin’e parçayı bir kez
daha çalmasını söyledi…Ve sonra..Haklı,aynı kahrolası bir bouzoiki gibi. "Yok et
şunu!!"..Bundan sonra Ritchie’ye karşı dürüst olmaya karar vermiştim…ve sanırım
o bu yüzden minnettardı, herneyse.
Grupla işe başladıktan sonra, yönetim beni kalbimin ufak ihtiyaçları
doğrultusunda reçeteler yazan çok uyumlu bir doktorla tanıştırdı…ve daha sonra
zayıflatıcı haplar kullanmamı kararlaştırdı…Ohh...Ne harika fikir!...Egzersiz
yapmadan, yemeğimden ödün vermeden, hatta içme alışkanlıklarımdan vazgeçmeden
zayıflamak…
Metabolizmam Amfetamin’i hiçbir zaman kabul etmedi, hatta maceralarımdan sonra
kokain almama rağmen..ve haplar beni duygusal olarak çok saldırgan yaptı…uykusuz
ve aklımın karışık olduğu zamanlar…Hayal ettiğin gibi, bütün iyi şeyler…ama
açıkça eski Yorkshire bünyem kayboluyordu…
Çeviriler: Elesius ve t_wolver
3. bölüm önümüzdeki günler de yayına verilecektir.