"From memories of '68 when the wizard shook the world.." diyor Rob Halford ,
Made in Hell şarkısında..
Jimi Hendrix, birçok insana göre gelmiş geçmiş en büyük gitaristtir. Yaşamı ise
karmakarışıktır.. Özellikle de ünlendikten sonra.. 27 kasım 1942'de Seattle'da
dindar bir baba ve Kızılderili bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi. Jimi'ye
göre, annesi çok içerdi ve kendine dikkat etmezdi.
Çocukken çok sevdiği kilise müziğini dinlemek için gittiği baptist kilisesinden
kovulmuştu. rahip onu, kilise kurallarına uymadığı için dışarı atmıştı.
Biyografinin tamamını okumak için devamına tıklayın ! [
Yazan: Heavy_Metal ]
Ayinlerde elde ettiği deneyim, onun müziğe olan ilgisinin ilk adımını
oluşturmuyordu. Daha küçükken babası kaşık ve tarak çalarken -ki bu işte
ustaydı- tüm dikkatiyle onu dinliyordu. Jimi'nin kendine güveninin artmasını
sağlayan bir başka olay ise saç şekliydi: "çocukken babam saçlarımı öyle bir
traş ederdi ki yolunmuş tavuğa benzerdim, bütün arkadaşlarım beni kabak diye
çağrırlardı. Belki de bu yüzden saçlarımı bu denli uzattım."
Ailesinden
kovulmasından kısa bir süre sonra Jimi'nin süpürge, sopa gibi eşyaları gitar
gibi çalmaya çalıştığını farkeden amcası, ona bir gitar hediye etti. Hayatını
tamamen değiştirecek bu olaydan sonra Jimi, nerdeyse bütün gününü elinde
gitarıyla elde edebildiği blues plaklarını, özellikle de muddy waters, howling
wolves, lightnin', hopkins, b.b.king, arthur (bigboy) ve crudup and robert
johnson gibi ustaların plaklarını dinlemekle geçirmeye başlamıştı. Jimi'nin
gitara olağanüstü hakimiyeti ailesinin dikkatini çekmişti: "plaktan birşey
dinlerdi ve bir kaç dakika sonra onu çalıp geliştirebiliyordu."
Okuma yazma öğrendikten sonra bir daha hiç okula gitmedi, bunun asıl sebebi ise
15 yaşında sınıfta bir kızın elini tuttuğu için -tabii ki bu onun ilk macerası
değildi- kendisini azarlayan öğretmenine "ne oldu? yoksa kıskanıyor musun?"
diyerek karşı çıkmasıydı.
İlerleyen yıllarda artık Jimi, bir kaç arkadaşıyla eğlence merkezlerinde,
kulüplerde o dönemin ünlü şarkılarını çalabiliyor, hatta sonunda ellerine 50¢
geçirecek konserler verebiliyorlardı.
Askerlik dönemi geldiğinde ise akıbetinin ne olacağını bildiğinden -o zamanlarda
Amerika'da dar gelirli beyazlar ve zenciler "taban tepiciler" diye tabir edilen
kara kuvvetlerine bağlı bir birliğe kayıt ediliyordu- kendini gönüllü olarak
paraşütçüler birliği'ne kayıt ettirdi. "askerliği boyunca 25 atlayış yapmıştı."
Jimi, artık iyice pişmişti. kendisini izleyen tecrübeli blues'cular,
büyüleniyorlardı. Oysa artık başkalarının şarkılarını çalmaktan bıkmıştı. kafası
müzik fikirleriyle doluydu. bu fikirler hayata geçince bir müzik ilahı doğmuş
olacaktı.
Uzun yıllar birlikte çalışacağı yakın dostu curtis knight ile tanışması ise new
york'ta bir otelden kovulmak üzere olmasına rastlar. Curtis, jimi'ye gitaristi
olmasını teklif etti. Jimi ise -çok sevdiği gitarını satmasına rağmen- beş
parasızdı ve curtis tam zamanında yetişmişti. Onu borcundan kurtarıp iki
gitarından birini ona hediye etti. Böylece jimi, ilk kontratını curtis ile
imzalamış oluyordu. İki arkadaş, yeni tanışmalarına rağmen birbirleriyle iyi
anlaşacaklarından emindiler. Birlikte daha büyük ve gösterişli kulüplerde
çalmaya başladılar, Jimi daha çok arkaplandaydı, ancak sadece onu görmeye
gelenlerin sayısı azımsanacak gibi değildi. Jimi gitara o denli hakimdi ki,
sırtında, tek eliyle, dişleriyle hatta diliyle çalabiliyordu. Ünlü bir eğlence
kulübü, başvuran guruplar arasından bir seçim yaparken sıra jimi ve curtis'e
geldiğinde jimi, gitarı dişiyle çılgınca çalmaya başladı ve işi kaptılar.
Artık otoriteler jimi'yi profesyonel kabul etmeye başladığında jimi'nin
olağanüstü single'ları (tek parçalık albüm) purple haze -ingiltere listelerinde
bir anda 4.lüğe yükseldiğinde yer yerinden oynamıştı- ve hey joe -1966
aralık'ında çıktı- müzik camiasında derin yankı uyandırdı.
Daha
sonra Jimi, avrupa'ya gitmesi konusunda ikna edilmeye çalışıldı. Birçok şey vaat
ettiler. Jimi ise ne o sırada gitaristi olduğu curtis'e, ne de başka herhangi
bir arkadaşına haber vermeden avrupa'ya gitti. Jimi hendrix experience da
böylece kurulmuş oldu: davulda mitch mitchell ve basta noel redding ile
birlikte. Başarı, ün, şöhret artık onlarındı. Tabii bütün bunlar yalnızca ön
planda olan şeylerdi. bir de bunun görünmeyen yanları vardı. "Çanak
yalayıcıların", yapımcıların kurduğu kapanlar ve uyuşturucu, Jimi'yi ve grubunu
içten içe çökertiyordu.
Jimi, arada londra'daki kulüplerde sahne alıyordu. Single'lar birbiri ardına
patlıyordu ki 1967'de ilk resmi ticari albüm denemesi geldi: "are you
experienced?". İçindeki şarkıların bir kısmı oldukça büyük tepkiler aldı, öyle
ki Jimi hendrix'in başı sık sık belaya girer oldu. Uyuşturucuyla yakalanıyor,
hapse tıkılıyor, polislerle başı bir türlü beladan kurtulmuyordu. Ertesi sene
yeni bir albüm: "axis: bold as love", aynı yıl "smash hits" adlı toplama bir
albümün yanısıra bir başka albüm: "electric ladyland" geldi. Dinleyenleri,
jimi'nin ırkçılığa son vermek için gönderilmiş bir sevgi ve barış elçisi
olduğuna inanıyorlardı.
Turnelerin biri bitiyor biri başlıyordu. jimi'nin bir dakika bile boş durması,
yapımcıların, kayıtçıların işine gelmiyordu. o da bu işten sıkılmaya başlamıştı.
Bunun acısını da yine kendisinden uyuşturucu ve alkolle çıkartıyordu. Turnelerde
çok büyük paralar dönüyordu. Yapımcılar jimi'ye her istediğini veriyorlardı, ne
de olsa onlar için jimi, altın yumurtlayan bir tavuktu. Ama farketmediği bazı
şeyler vardı. Jimi şöyle diyor: "son zamanlarda çok para harcadığımı biliyorum.
Fakat aynı zamanda çok para kazanıyorum. parasal durumumun nasıl olduğunu
öğrendiğimde şok oldum. Parasal ilişkilerimi idare eden insanlara inanmış,
onlara güvenmiştim. Fakat kesinlikle yapılması gereken bazı değişiklikler var."
Turnelerde genel olarak 20bin - 80bin$ arası kazanılıyordu. Amerika'da 45
dakikalık bir gösteriden 100bin$ kazanmaları ise inanılmazdı. genellikle gelirin
%50'si jimi'ye, %25'i menajerlere, kalan %25'i ise noel ve mitch'e
bölüştürülüyordu.
1970'de çıkan "band of gypsys" ile Jimi hendrix'in ünü zirveye çıktı. Jimi'nin
yaşadığı sorunlar da öyle.. Bir konserinin ortasında konseri terk etti.
İzleyiciler şaşkınlık içinde konser alanını terk ederken o, tekrar sahneye çıktı
ve "içinizde garfield lisesi'nden olan var mı?" diye sordu. Kimi gençler "evet!
evet!" diye bağrıştıklarında jimi "çabuk defolun buradan" dedi ve alandan
ayrıldı. Bu olay jimi'nin o dönemdeki ruhsal çöküşünü açıkça ortaya koyuyordu.
1970'de Jimi bir stüdyo açtı. İçi, mümkün olan, o dönemde bulunabilen tüm
elektronik cihazlarla dolu olan bu eşsiz stüdyo da onu hayata bağlayamadı ve bu
yılın ağustos'unda Jimi ingiltere'ye döndü. Ona göre, dinleyicileri onu unutmaya
başlamışlardı.
İngiltere'deki "isle of wight" festivali 60'ların en sıkı festivallerinin
sonuncusu olarak değerlendiriliyordu. Festival sonrası jimi, şöyle diyordu: "bir
an kendimi soğuk ve yalnız hissettim. insanların bana ulaşmaya çalışırcasına
sahneye zıpladıklarını gördüğümde beni hala unutmadıklarını hissettim ve çok
sevindim. "purple haze", "foxy lady", "hey joe" ve unuttuklarını düşündüğüm
bütün parçaları çalmamı istediler."
Jimi,
ingiltere ve almanya'yı da kapsayan yeni birkaç turne sonrası parasal durumunun
ne kadar vahim olduğunun farkına vardı. Bunun yanısıra imzaladığı kontratlarda
da çakışma vardı. Taraflar ve avukatları jimi'nin ölümünden iki gün önce
görüşmeye oturacaklardı. Kendisinin de katılması gerekiyordu ancak toplantıya
gelmedi. Jimi, o iki günü çok daha farklı geçirmişti.
Tanık denebilecek lorraine james, jimi'nin son günlerinde yaşadığı bir olayı
şöyle anlatıyor: "Açıkça ilaç bağımlısıydı ve üzerinde bol miktarda kenevir
vardı. durumu çok kötüydü, oldukça gergindi. Binanın telefon kulübesinde
birileriyle bağlantı kurabilmek için saatlerce uğraştı, bir anda dünyanın en
mutlu insanı oluyor, bir kaç dakika sonra kendisine yardım etmesini beklediği
insanlardan ve maddi durumundan yakınıyordu. Binada arkadaşlarını ziyarete gelen
iki amerikalı kız vardı. Jimi o gece, sabahın 5'ine kadar ikisiyle de sevişti.
Sonra hep birlikte notting hill'e gitmek üzere çıktık ve batı Londra'da değişik
yerlerde haşhaş içtik. Jimi tamamen kendinden geçmişti. karşılaştığımız bir
adam, aldığı uyuşturucu ile öylesine kendinden geçmişti ki merdiven
korkuluklarından atlayarak bacağını kırdı ve hastaneye götürüldü. Tüm bu
karışıklıklar olurken Jimi deliye dönmüş ve evin içinde bağırarak dolanmaya
başlamıştı."
Jimi sonraki günü bir kız arkadaşının evinde baygın bir şekilde yatarak geçirdi.
O akşam nasıl olduysa sevgilisinin evini bulabildi ve sabahın 1:30'unda
menajerlerinden chas chandler'in telesekreterine "milyonların ilahı, uyuşturucu
kuşağının baş peygamberi, son ses kaydını" bıraktı: "i need help bad, man!"
("çok yardıma ihtiyacım var dostum!")
Ertesi gece sevgilisi monika'yla birlikteydi. Monika şöyle anlatıyordu: "sofrayı
hazırladım, yemeği şarapla yedik, ama o biraz fazla kaçırdı. Daha sonra jimi son
şarkısını, son mesajını yazmaya başladı: "the story of life". bu şarkıyı, doğru
zaman ve yer gelinceye kadar kimselere söymememi sıkı sıkı tembihleyip yatmak
için odasına çıktı."
Jimi
tamamen berbat bir durumdaydı. Çıktığı odada monika'nın uyku haplarını buldu ve
eğer monika kapıdan içeri tam zamanında dalmasaydı, Jimi o hapları alacaktı.
monika'ya sadece hapları saydığını söyledi. daha sonra monika yatmaya gitti.
Şöyle devam ediyor: "hayatımın en büyük hatası, Jimi'yi o haplarla yakaladıktan
sonra onu tekrar yalnız bırakmak oldu. odaya tekrar girdiğimde haplar
dökülmüştü, 9 hap da eksikti."
Jimi hendrix, 18 eylül 1970'de jim morrison ve janis joplin gibi 28 yaşında,
uykusunda kusarak boğuldu.
Ayın 21'inde bir araştırma başlatıldı ve patajolist profesör donald teare, ölüm
nedeninin "aşırı dozda barbiturat'ın sebep olduğu zehirlenme sonunda kusarak
boğulma" olduğunu söyledi. karar, açık olarak kayıtlara geçti.
Böylece bir dönem milyonları peşinden sürükleyen, eşsiz müziğinin yanında,
ırkçılık karşıtı olması, barış ve kardeşliği benimseyip benimsetmesi ile de bir
evrensellik elçisi olduğunu gösteren bir deha daha hayata yenilmişti.
Radio One (1988)
Radio One Theme
Day Tripper
Killing Floor
Catfish Blues
Hound Dog
Hoochie Koochie Man
Band of Gipsy (1986)
Who Knows
Machine Gun
Changes
Power of Love
Message of Love
We Gotta Live Together
Rainbow Bridge (1971)
Dolly Dagger
Earth Blues
Room Full of Mirrors
Look Over Yonder
Hear My Train A Comin'
Hey Baby
The Cry of Love (1971)
Freedom
Drifting
Ezy Ryder
Night Bird Flying
My Friend
Straight Ahead
Astro Man
Angel
In From The Storm
Belly Button Window
Electric Ladyland (1968)
Have You Ever Been (To Electric Ladyland)
Crosstown Traffic
Voodoo Chile
Little Miss Strange
Long Hot Summer Night
Come On (Let The Good Times Roll)
Gypsy Eyes
Burning of The Midnight Lamp
Rainy Day, Dream Away
1983... (A Merman I Should Turn To Be)
Moon, Turn The Tides... Gently Gently Away
Still Raining, Still Dreaming
House Burning Down
All Along The Watchtower
Voodoo Child (Slight Return)
...And The Gods Made Love
Axis: Bold As Love (1968)
EXP
Up From The Skies
Spanish Castle Magic
Wait Until Tomorrow
Ain't No Telling
Little Wing
If 6 Was 9
You Got Me Floatin'
Castles Made of Sand
She's So Fine
One Rainy Wish
Little Miss Lover
Bold As Love
Are You Experienced? (1967)
Hey Joe
Stone Free
Purple Haze
51st Anniversary
The Wind Cries Mary
Highway Chile
Foxy Lady
Manic Depression
Red House
Can You See Me?
Love or Confusion
I Don't Live Today
May This Be Love
Fire
Third Stone From The Sun
Remember
Are You Experienced?
Altre Canzoni
Ball And Chain For Sale
Black Gold
Bleeding Heart
Cocaine
Crash Landing
Crystal Ball
Drifter's Escape
Electric Chruch Red House
Hear My Train A Comin' (Acoustic)
Hear My Train A Comin' (Electric)
Here He Comes (Lover Man)
Hey Baby (New Rising Sun)
Izabella
Like A Rolling Stone
Mannish Boy
May I Whisper In Your Ear
Midnight Lightnin'
Once I Had A Woman
Power of Soul
Stepping Stone
The Stars That Play With Laughing Sam's Dice
The Story of Life
The Story of Life
Trash Man
Valleys of Neptune... Arising
Voodoo Chile Blues
Wild Thing
Woodstock Festival
Woodstock Introduction

Yazar: Heavy_Metal