Dance
of Death Üzerine...
Yüzlerce anlamı içinde barındıran Dance of Death gibi bir Maiden
harikasını anlatmaya başlamadan önce bazı yanlış anlaşılmaları ortadan
kaldıralım.
Dance of Death parçasıyla verilmek istenen bir mesaj vardır. Parçanın ana teması
‘ölüm’ değildir. Ana temamız ‘gerçeklerdir’; her an
karşılaşabileceğimiz kaçınılmaz gerçekler. Ve ölüm de (*1-Don't believe that
there is never an end) bu gerçeklerin en kaçınılmazı, en sertidir.
İşte bu noktada büyük bir yanılgı baş gösteriyor. Sözleri idrak edemeyenlerin,
tek kelimeye göre karar verme hatasına, Maiden’ın haklı olarak izlediği
kapalı-sembolik anlatım tarzı eklenince; bir çok kişi şarkıyı özümsemeden
vardıkları yanlış yargıyı doğru kabul ediyor. Ve bu; heavy metalin, Iron
Maiden’ın yanlış anlaşılmasına, anlaşılamamasına sebep oluyor. Hala şarkının
vermek istediğinin, kendi aldıkları yanlışlar olduğunu düşünenler, parçanın
son satırlarını anlamaya çalışsınlar.
Makalenin tamamını okumak için devamına tıklayın ! [ Hazırlayan: Elesius ]
Şarkıyı incelemeye başlamadan önce Janick Gers’in parça hakkında söylediği
cümleye dikkat çekmek istiyorum:
‘‘A lot of bands just can’t do songs like that anymore or, more likely, they
just won’t allow themselves the freedom to do songs like that, which is a shame.’’
Bu cümlelerle Iron Maiden’ın farkını bir kez daha ortaya koyuyor. Gerçekten de
bir çok grup kendinde bu tarz şarkılar yapacak gücü ve cesareti bulamıyor. Tepki
almaktan korkuyorlar. Bu sözler Maiden’ın albüm satma kaygısının olmadığının bir
başka kanıtıdır.
******
DANCE OF DEATH
Let me tell you a story to chill the bones
about a things that I saw
One night wandering in the everglades
I'd one drink but no more
I was rambling, enjoying the bright moonlight
Gazing up at the stars
Not aware of a presence so near to me
Watching my every move
Anlam
dolu, klasik bir Maiden soundu işitiyoruz. Ve hayali(!) kahramanımız tamamen
gerçek olan bir hikaye anlatmaya başlıyor. Yaşam kadar gerçek, ölüm kadar
acımasız bir hikaye! ‘Sana kemiklerini titretecek bir hikaye anlatmama izin ver.
Bir gece ormanda dolaşırken yaşadığım bir şey hakkında. İçkiliydim ama fazla
değil. Amaçsızca geziyordum, ay ışığının tadını çıkararak, yıldızları izleyerek.
Çok yakınımda olan bir varlığın haberinde olmayarak; o her hareketimi
izliyorken.’ Bu ana kadar her şey dünyada yaşanıyor gibi gözükmesine rağmen
bunlar dahi rüyada(*2-Whenever we dream, That's when we fly), başka bir boyutta
geçmektedir. Her şeyin normal olduğu bir gece; ancak gökyüzündeki o parlak
yıldızların ne zaman ve nasıl ders vermek isteyeceği hiç belli olmaz.
Feeling scared and I fell to my knees
As something rushed me from the trees
Took me to an unholy place
And that is where I fell from grace
Then they summoned me over to join in with them
To the dance of the dead
In to the circle of fire I followed them
In to the middle I was led
‘Bir varlık üzerime saldırdığı zaman, korktuğumu hissettim ve dizlerimin üstüne
düştüm. Beni din de olmayan bir yere götürdü, saygınlığımı kaybettiğim yere.
Beni geri çağırdılar, onlara katılmam için, unutulmuşla dans etmem için. Ateş
çemberine onları takip ettim, çemberin ortasında önderleriydim.’
Hepimiz anlam veremediğimiz gerçeklerle karşılaşmışızdır. Tanımlayamadığımız
varlıklar görmüşüzdür. Ve bir çoğumuz bunun farkına bile varamamıştır.
İçerdikleri anlamları yok sayarak, kendimizi tesadüf olduklarına inandırarak;
onlara ‘hayal’ adını verip, unutmayı tercih etmişizdir. Ama, ya asıl gerçek bu
rüyalarsa! Hayali karakterimiz bu hayallerin tam ortasında, üstelik ona bu
hayalleri yıldızlar getiriyor. Ve hayali, ona ölümü taşıyor. Bedeninin kontrolü
onda olmadan göremediği, beyninde şekillenen varlıkları izliyor. Ateşin
çemberine, insanı ateş gibi yakabilen gerçeğin çemberine giriyor. Bu çember onu
götüren varlıkların bedenlerinden oluşmakta.
As if time had stopped still I was numb with fear
But still I wanted to go
And the blaze of the fire did no hurt upon me
As I walked onto the coals
And I felt I was in a trance
And my spirit was lifted from me
And if only someone had the chance
To witness what happened to me
And I danced and I pranced and I sang with them
All had death in their eyes
Lifeless figures they were undead all of them
They had ascended from hell
As I danced with the dead
my free spirit was laughing and howling down at me
Below my undead body just danced the circle of dead
Until the time came to reunite us both
My spirit came back down to me
I didn't know if I was alive or dead
As the others all joined in with me
‘Zaman durmuş gibiydi ve ben korkudan donakalmıştım, ancak yinede devam etmek
istiyordum. Ateşin alevleri beni yakmadı, kızgın kömürlerin üzerinde yürüdüğüm
zaman. Transta olduğumu anladım ve ruhum bedenimden yükseldi. Sadece bir kişi
tanık olsaydı yaşadıklarıma. Ve onlarla dans ettim, yürüdüm, şarkı söyledim.
Hepsinin gözlerinde ölüm vardı. Cansız figürlerdi, hepsi ölüydü. Onlar
cehennemden yükselmişti. Ben ölülerle dans ettikçe, özgür ruhum gülüyor ve
haykırıyordu, ölü bedenimin altından. Ölülerin çemberinde sadece dans ettim. Ruh
ve bedenimi yeniden birleştirme zamanı gelene kadar, ruhum geri gelmişti. Ölü
müyüm canlı mıyım bilmiyordum. Diğerleri bana katılana kadar.’
Gerçeği görebilmek için, ölümü görüp yaşamı anlamak için, cesaret gereklidir.
Burada o cesaret var. Öyle bir cesaret ki, ateşe bile meydan okuyabilir. Beynin
özgürce çalışmasıyla oluşmuş, bedenden soyutlanmanın getirdiği bir cesaret.
Karakterimiz, bir başka boyutta, ölüm dansını yapıyor. Cehennemden yükselmiş
alevden bedenlerle birlikte. Aslında dans ederek onlara meydan okuyor. Bedeninde
olmayan ruhunu geri çağırıyor. Ve bu mücadeleyi kazanarak yaşama yeniden geri
dönüyor.
Bu nokta da ‘Dance of Death’ deyişinin neden kullanıldığını, neye benzetildiğini
anlamamız mümkün oluyor. Karakterimiz yaşadıklarının, yaptıklarının; kökleri çok
eskiye dayanan ve Afrika yerlilerinin ölüyü yeniden canlandırmak için yaptıkları
dini ritüelden parçalar olduğunu anlıyoruz. Bu dini törenler sırasında bir çok
farklı figürler yapılmaktadır, bunlar şarkımızda neden dans etmek eyleminin
kullanıldığının kanıtıdır. Ve yine bu ritüellerde, ölüme meydan okuyarak,
yeniden yaşama dönecek kişi, olanları bir başka boyuttan izlemektedir. Bu
törenler tam ölüm ve yaşam arasındayken gerçekleştirilmektedir.
Maiden; aniden, ormanda yürürken gelen ölüme karşı yapılan savaşı bizlere
anlatmakta. Bunu yaparken de en uygun yol olan benzetmeler ve mecazlarla
birlikte bu unutulmaya yüz tutmuş eski Afrika törenini kullanıyor. Bu tarz
anlatması çok güç ve de bazı yönlerden sakıncalı olan bir şeyi paylaşmak için
çok doğru bir yöntem.

By luck then a skirmish started
And took the attention away from me
When they took their gaze from me
Was the moment that I fled
I ran like hell faster than the wind
But behind I did not glance
One thing that I did not dare
Was to look just straight ahead
‘Şans eseri bir çatışma başladı, dikkatleri üzerimden çekti. Bakışlarını
uzaklaştırdıkları vakit, kaçmanın tam zamanıydı. Rüzgardan hızlı, cehennem gibi
koştum. Hiç arkama bakmadan koştum. Bir şeye daha cesaret edemedim, önüme
bakmaya.’
Karakterimiz ölümü yendikten sonra, ona bunları yaşatan yıldızlar bu sefer
kaçması için bir şans veriyorlar. Bir şekilde ölümün elçilerinden kaçıyor. Hiç
durmadan koşuyor, arkasına dahi bakmıyor. Burada koşmayı, zihnini ve
konsantrasyonunu yaşadıklarından uzaklaştırma olarak anlarsak daha doğru bir
tespit yapabiliriz.
When you know that your time has come around
You know you'll be prepared for it
Say your last goodbyes to everyone
Drink and say a prayer for it
When you're lying in your sleep, when you're lying in your bed
And you wake from your dreams to go dancing with the dead
When you're lying in your sleep, when you're lying in your bed
And you wake from your dreams to go dancing with the dead
‘Zamanınızın geldiğini aşağı yukarı bilirsiniz. Hazırlanmış olacağınızı
bilirsiniz. Herkese son kez hoşçakal der, içer ve dua edersiniz. Uykunuzun
derinliklerinde, yatağınızda uzanıyorken, rüyanızdan ölülerle dans etmek için
uyandığınızda…’
Evet, gerçekten de bazen hissedersiniz olacakları. Fark etmeseniz de, beyniniz
kendini ona göre hazırlar. Size de vedalaşmak ve son kez ‘dua’ etmek kalır. Dua
edersiniz çünkü farkındasınızdır gözlerle görünmeyenlerin. Umudunuzu
kaybetmediğinizin göstergesidir dua etmeniz. Heavy Metal hiçbir zaman yenilgiyi
kabul etmez ki. İşte bu yüzden, o küçük ihtimal için bile duanızı edersiniz.
Ruhunuz bedenden ayrılmadan umudunuzu kesmemelisiniz. Ve bu şarkıda şunu
öğreniyoruz ki, ruhunuz bedeninizden ayrıldığında, ölümle dansa başladığınızda
bile bir umut vardır. Heavy Metal gereken cesareti verecektir.
To this day I guess I'll never know
Just why they let me go
But I'll never go dancing no more
'Til I dance with the dead
‘Gitmeme neden izin verdiklerini sanırım hiç bilmeyeceğim, ama bir daha asla
gitmeyeceğim, ölüler dans edene kadar.’
Bazı şeylerin sebebini hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz gerçekten doğru. Ama
yapmamız gereken ondan gereken dersi çıkarabilmektir. Ve eğer bir gün ölümle
dans ederseniz, bu sözler aklınıza gelsin, hiç pes etmeyin, ruhunuzun sizi terk
ettiğini görseniz bile, savaşmaya devam edin. Savaşırsanız, sizin için ölümle
dansı yazan kader, yine sizin için doğruyu gösterecektir. Ve Maiden’ın son
cümlesinde dediği gibi; bu savaştan galip çıkarsanız. Yaşamınızın değerini
anlayın ve dolu dolu gibi yaşayın. Bir daha asla ölümle dans etmeyin; ölüler
dans edene, dünyanın sonu gelene kadar.( *1-Don't believe that there is never an
end)
*1: Iron Maiden, Hollowed by thy Name’den bir cümle.
*2: Dio, Sacred Heart’da geçen bir cümle.
3: Dance of Death adında ortaçağ da ortaya çıkan bir sanatsal akım vardır. Bu
şarkıyla, orta çağın sanatsal akımı arasında hiçbir ilişki yoktur.
Hazırlayan: Elesius