
Slayer - Christ Illusion Albüm Kritiği
Tarih: 02.08.2006 Saat: 00:39 Konu: Makaleler
Bay Area...
Thrash Metal'in bugünkü halini almasında en büyük payı olan yer. Thrash Metal tarihinin en büyük gruplarına, bu
San Francisco körfezi, zamanında ev sahipliği yapmış; etkileşimlerde bulunmalarını ve bu sayede gelişmelerini sağlamış. Nasıl
Florida, Death Metal'in kalbi olarak biliniyorsa, Bay Area da Thrash Metal için aynı şekilde..
Metallica, Megadeth, Exodus,
Death Angel, Annihilator... Hepsi bir şekilde Thrash Metal'in kült grupları olarak tarihteki yerlerini almış oluşumlar. Ama
bunların arasında özellikle bir tanesi var ki, ilk günden beri çizgisini ufak kırıklar ve minimalist sapmalar dışında
bozmamış, hala aynı sertliğini, gerçekliğini ve inancını koruyan, hala karşınızda gördüğünüzde saygı duyduğunuz, gerçek müzik
yapan... Evet, Slayer'dan bahsediyorum.
Ayrıntılı bilgilerle albüm kritiği devamında okunabilir
!
Metallica ile birlikte, Thrash Metal grupları arasında en az eleman değişikliği yaşayanlardan biridir Slayer. 1987'ye
kadar çekirdek kadrosunu korumuş, 1987'de çok kısa süreli olarak davulcu Dave Lombardo gruptan ayrılmış, bir süre
Megadeth'de çaldıktan sonra (sadece 12 konser) gruba geri dönmüş, beraber 1990'da Seasons in the Abyss'i yaptıktan
sonra, 1992'de ise tekrar gruptan ayrılmıştı. O zamandan sonra, Slayer'ın müziğinde gidip gelmeler başladı. Reign
in Blood'a kadar Thrash; Reign in Blood'dan, Seasons in the Abyss'e kadar Speed Thrash yapan grup;
Lombardo'dan sonra gelen ilk Bostaph'lı albüm ivine Intervention'da Punk Thrash gibi bir tür ortaya
çıkarmış görünüyordu. Daha sonra zaten Punk klasiklerini cover yaptıkları bir albüm yayınlayarak bu hipotezi desteklemiş
oldular. Diabolus in Musica'da Punk, Hardcore'a dönüşüyordu yavaş yavaş. God Hates Us All'da ise gitarın tonu
öyle nefret yüklü duyuluyordu ki, kesinlikle o albüm için Hardcore Thrash demek yanlış olmazdı, ya da Death Thrash.. 2001'in
God Hates Us All'undan sonra, Dave Lombardo, aynı yıl gruba geri döndü ve efsanevi kadro tekrar biraraya gelmiş
oldu.
Slayer seven ya da Metal müzikle fazlaca ilgili pek çok kişi, bu efsanevi kadronun, grubun yoğun geçişlere sahne olan
döneminin ardından, tekrar birleştiğinde neler ortaya koyabileceğini merakla bekliyordu. Bekleyiş oldukça uzun sürdü. Önce
2003'te Still Reigning DVD'sini çıkarıp, ilk işaretleri verdiler. Ondan sonra da 2006'ya kadar bir ikinci bekleme
süreci daha başladı. Mayıs'da Önce Cult sampleını koydular sitelerine, "Bu nasıl rifftir, bu nasıl davuldur?!"
dedirttiler. Sonra promo CD'den Jihad ve Eyes of the Insane'i de dinledik, iyice iştahımız kabardı. Sonra da
albümün kalan kısmı düştü..
Öncelikle belirtmeliyim ki, yukarda Slayer'ın türlü dönemlerde yaptığı müziğin türünü nitelerken, x Thrash gibi bir
kalıp kullandım sürekli. Çünkü Slayer her ne kadar farklı türlere eğilim gösterse de, o Thrash kısmını hiç bir zaman
kaybetmedi. Bu albümde de yine Thrash'in yanına bir çok ek getirilebilir. Kimi zaman Death, kimi zaman Hardcore; belki Punk
değil ama her zaman Speed. Ama böyle kavram karmaşası yaratmaya ne gerek var ki? Bu SLAYER! Başka anlamlar yüklemeye
kesinlikle gerek yok..

Albüm Flesh Storm ile kulaklarınıza bir uyarı vererek başlıyor: "İşte bu, Slayer!" uyarısı, ya da
"Geri döndük dostum! Hala buradayız ve ayaktayız!"... Daha sonra da tempo kesinlikle düşmüyor. Lombardo'nun
davulları, gitarları tam anlamıyla eziyor. Gitar ritm atarken ve bas ritme her zamanki gibi destek verirken, sanki ön planda
sadece Araya'nın sesi ve Lombardo varmış gibi geliyor. Gitar farklı bişeyler çalmadıkça hissettiremiyor kendini
ağırlıklı olarak. Örnek vermek gerekirse, God Hates Us All'da gitarlar o kadar iyi duyuluyordu ki, müzik daha çok
onlar üzerine kuruluydu. Burada öyle değil. Bu durum kulakları rahatsız etmiyor. Ama daha çok Hardcore ritmleri gibi
duyuluyor. Bu da ilk bir kaç dinlemeden sonra bile hala bazı şarkıları birbirine karıştırmanıza neden oluyor. South of
Heaven ya da Seasons in the Abyss zamanındaki gibi melodik geçişler, son 4 albüme göre, daha çok bulunuyor. Ama
yine de o zamanlardaki kadar yoğun değil. Sololar ise, şaşırtıcı şekilde bir düzen içerisinde başlıyor. Tam "Nasıl
yani?" derken, yine notasız, tertipsiz eski halini alıyor. Anca bir 10 saniye falan dayanabiliyorlar bu duruma
Kerry ve Jeff. Zaten Slayer bu haliyle sevildiği için, aykırı bir durum da beklemiyor kulaklarınız.
Christ Illusion, bir konsept albüm değil. Ancak albüm genelinde, benzer bir konu işleniyor: Savaş! Çoğu çevrelere göre
Slayer savaş destekçisi, Nazi yanlısı bir grup olarak bilinir. Hatta satanist eğilimleri olduğu bile söylenir. Hell
Awaits, Disciple, Final Command, Angel of Death gibi şarkılar buna neden olmuştur ancak bu cahil bir tutumdan başka bir
şey değildir. Slayer bu tür şarkılarda yancı bir yaklaşım sergilese de, bu, sadece, kısmen ilgi duyduğu mevzulara olan
liriksel bakış açısıdır. Jeff Hanneman Nazi Almanya'sına ve o zamanlar yaşanan olaylara ilgi duyar. Ama Auschwitz'de
bir 3 milyon insanı daha sabun yapmak inancında değildir. Tüm şarkılar hakkında bilgi sahibi olmadan ya da grup üyelerinin
bizzat görüşlerini almadan yorum yapmak o yüzden son derece yersiz. Bu albümdeki şarkı sözlerinden de, dar bir açıdan
bakıldığında anti-christ (Hristiyanlık düşmanı, şeytan yanlısı) söylemler çıkarılabilir. Ancak üzerinde önemle durulan nokta,
din mevzusunun, olması gerektiği yerde tutulmayıp, buna karşı özellikle zaafı olan insanları kullanmak amacıyla, savaş
olgusunun içine sokulmasının yanlışlığı. Sözler de hep buna çıkıyor. Şarkılardan alınan ufak pasajlar, bir bütünü
simgeleyemediği için, genel bir fikre hüküm etmek için size yardımcı olmamalı.
Flesh Storm'dan sonra Catalyst geliyor. Yine inanılmaz davul ataklarıyla giriyor şarkı. Nakarat geçişleri
bildiğimiz Slayer. Araya serpiştirilen sololar ise harika. Ardından gelen Eyes of the Insane, savaştaki
askerlerin hastalıklı psikolojik durumunu anlatıyor. Anlattığı askerlerin durumu gibi, şarkıdaki geçişler de hastalıklı.
Albümdeki en farklı şarkı kesinlikle. Soloya geçişte de en başarılı olduğunu düşündüğüm parça aynı zamanda. 4. şarkı ise
Jihad ki dinle savaşın, günümüzdeki mantık dışı bütünlüğünü, en sert dille işleyen şarkı. Skeleton Christ, Black
Seranade ve Catatonic nispeten daha yavaş, kafa sallama ritmlerine indirgenmiş parçalar. 6. sırada bulunan
Consfearacy ise, bugüne kadar duyduğum en güzel "ara parça". En iyi giriş parçası ya da en iyi kapanış parçası gibi
kavramların yanına, yeni bir tane daha ekleyelim, bu şarkının hatrına. Resmen albümün karışık yapısını eline alıp,
toparlıyor, "Buyrun, devam edebilirsiniz.." diyerek diğer parçalara yönlendiriyor sizi. Çok beğendim.. Sondan bir
önce, en çok kulaklarımızın aşina olduğu şarkı, Cult geliyor. Fazla söze gerek yok.. Çok iyi yapılmış bir beste, çok
iyi ataklar, çok etkileyici sözler.. En ağır eleştrilerin bu şarkıda olduğunu düşünüyorum. Eminim çoğu kişi de benzer şekilde
düşünüyordur. Supremist'i dinledikten sonra ise, "Bu albüm, ancak böyle bitebilirmiş" diyeceksiniz. Garanti veriyorum.
Tekrar vurgulamak istiyorum ki, albümde tam anlamıyla Dave Lombardo Show var. Tüm şarkılara farklı anlamlar yüklüyor.
Özellikle, Lombardo'yu dinlemek için bile bu albümü edinebilirsiniz. Bir Thrash albümünde olabileceğinden fazlasını
yapıyor. Gitarlarla ters ritmler atarak, inanılmaz ataklara çıkarak, zilleri profesyonellik sınırlarını zorlayarak
kullanarak, inanılmaz bir iş çıkarmış. Kesinlikle bu adam, bu piyasada özel olarak ilgiyi, izlenmeyi hakeden, özel bir insan.
Hatta insan olduğu konusunda da şüpheye düşürüyor bazen..
Albümü Reign in Blood'a oldukça benzettim. Neden diyecek olursanız: 1) Onun kadar hızlı. 2) Onun kadar iddiasız olduğu
halde her yanından kalite akıyor ve zirveye rahatlıkla oynuyor. 3) Christ Illusion'ı da Reign in Blood'u da
dinledikten sonra, içinden bir parça çalındığında "Neydi adı ya?" diye bir an için düşünüyorsunuz. 4) İkisinde de
albüm tam anlamıyla başlıyor ve düşünmeye fırsat vermeden, tam anlamıyla bitiyor. 5) İkisi de 10 parçadan oluşuyor. 6)
İkisinde de Lombardo üst düzey bir performans sergiliyor... Daha da uzatabilirim. Ancak ortak olmayan bir yönü var ki,
en önemlisi o. Reign in Blood ile Slayer, olmayan bir şeyi yarattı. Thrash'in daha önce belirlenmemiş kenar
çizgilerini gösterdiler. Christ Illusion'da ise yeniden doğuş yaşıyorlar. Bu noktada Christ Illusion'ın,
Reign in Blood kadar ilgiyi üzerine çekemeyeceği kesin diyebiliriz.
Son olarak genel bir yargıya varmak gerekirse; 1982'den beri, sertliğinden taviz vermeden, sözleriyle piyasaya oynamadan,
maddi kaygılar içine düşmeden, sadece ama sadece işini yapan; sadece Metal müzik için yatırım yapan fazla grup kalmadı.
Slayer da onların arasında ve 5 yıl sonra çıkardıkları yeni albümlerinde de, hala öyle olduklarını gösteriyorlar. Sırf bunun
için bile saygıyı hakeden bir grup onlar. Ve halen daha bizi hayal kırıklığına uğratmadıkları için, onlara çok şey
borçluyuz..
Hazırlayan: HateBreeDeR
|
|