
Ufak
tefek, saçları dökülmeye başlamış biri düşünün. Bu adam 65 yaşında
olsun.. Şimdi bir de kocaman bir sahne, konser alanı ve çıldırmış bir kalabalık
hayal edin ve bu yaşlı adamı o kalabalığın karşısına, sahnenin ortalık yerine
koyun. Sahnenin ona büyük kaçacağını, orada kaybolacağını mı düşünürsünüz? Eğer
bu kişi Dio ise hayır! Aksine sahne bir anda onun büyüklüğü
karşısında küçülür, kendisi devleşir. Ejderhaların, kılıçların dünyasına
gidip tozu dumana katar. 64 yaş mı? 40 yıllık bir metal devi için 65 sene
vız gelir tırıs geçer; Roonie James Dio!
Dio, Ronald James Padovano olarak 10 Temmuz 1941 yılında Portsmouth /
New Hampshire’da doğdu. Büyükannesinin nazar değmesin diye yaptığı hareketi
mükemmelleştirip bizlere Horned Hand olarak öğreten Dio 70’lere yaklaşan
yaşına rağmen sesi ve duruşuyla hala dimdik ve bizlerle.
Biyografinin tamamını okumak için devamına tıklayın ! (
Hazırlayan: Slayerized )
1941
doğumlu olduğu söylense de kesinliği bilinmiyor. Roonie’nin de dediği gibi “yaş
önemli değil; önemli olan müzik!”
Portsmouth’ta doğmasına rağmen Cortland’da büyüyen Roonie’nin adına bir de sokak
var burada. Central Avenue ve East Court Street arasında bir yerlerde; hani bir
gün yolunuz düşerse diye =]
Gençliğinde ilgi alanları müzik ve romantik//fantastic edebiyattı. Sir Walter
Scott and the Arthurian Legend gibi kitaplar Dio’nun ilgisini çekiyordu. Tüm bu
fantastic kitaplar ve bu tür edebi eserlere olan ilgisi onu iyi bir söz yazarı
yapan en büyük faktörlerden kuşkusuz. Zaten birçok parçası fantastic konuları
ele alıyor. Özellikle “Rainbow” kelimesini, “Gökkuşağı” nı parçalarında çok
kullanıyor. Hatta Rainbow In The Dark ile de adını veriyor parçaya.
Roonie 5 yaşındayken babası ona bir enstrüman çalmasını söyledi. Roonie’nin
hangi enstrümanı çalması gerektiğine dair en ufak bir fikri yoktu; radyoda
trompeti duyana kadar.. Babasına trompet çalmak istediğini söyledi.
Yaşı biraz büyüdükten sonra trompetin bir hata olduğunu düşünmeye başladı ama
trompetine biraz daha şans verdi. Bu çok önemli birşeydi; daha o zamandan
gerekli “iş” disiplinini oturtmaya başlamış, kariyerindeki büyük başarıların en
önemli faktörü discipline o zamanlardan sokmuştu kendini. Neredeyse bir
“trumpetplayer” olmak üzereydi; Julliard School of Music’ten burs kazanmıştı ama
bunu geri çevirdi. Giderek artan Rock ilgisine yoğunlaşmaya ve bu konuda kendini
geliştirmeye karar verdi.
Trompet Dio’nun ciddi anlamda ilgilendiği tek enstrüman oldu. Hatta babası da
ona yardımcı oldu. Ama tanrı vergisi müzik yeteneği sağolsun diğer 5 enstrümanda
da kendini geliştirdi; bass, gitar, klavye ve saksofon! Evet saksofon; çok
etkileyici bir durum. Şimdi diyeceksiniz ki hani trompet dışında beş
enstrümandı? Doğru sadece 4 etti saydıklarım. Ama sonuncusu, 6. enstrümanını
tahmin etmek güç olmasa gerek; nefesli çalgılara olan ilgisi sayesinde nefesini
çok mükemmel kontrol ediyordu ve çalışmayı ihmal etmiyordu. Bu ona müzikal
anlamda 6. enstrümanı kazandırdı; SESİ
Gençken trompet ana enstrümanıydı ama grubu Roonie and the Red Caps’I kurmadan
önce bass çalmayı da kavramıştı. Ilk single’ında aslında trompet çalıyordu ve
parça enstrümentaldi; 1957 tarihli “Conquest” Roonie 1957-58’de tüm işlerine
Rock müzik için son verdi ve bu yolda ilerlemeye başladı.
Ronnie’in
Rock 'n' Roll ile Tanışması
1961’in başlarında grup adını Roonie Dio & the Prophets olarak değiştirdi ve Dio
trompeti bırakıp bass’I aldı. Grup aslında gerçek anlamda kendi bestesini
yapamadı; daha çok R&B coverları yaptılar ve zaten de bir iki yıl sonra tarz
değişikliğine gidip R%B’den ziyade pop ve ballad coverları yapmaya başladılar.
Roonie o zamanlar Beatles hayranıydı ve kendi bestelerini yapıp kendi öz
müziğini icra etmek istiyordu. Böylece 1967 yılında Roonie Dio & the
Prophets’taki guitarist ile yeni bir grup kurdular; The Electric Elves. Daha
sonraları kısaca The Elves dediler. Şimdi Roonie grubun lead vokaliydi. The
Elves rock ‘n’ roll yapıyordu ve Roonie de kendi parçalarını yazıyordu.
1969 grup çok feci bir trafik kazası geçirdi ve bir grup üyesi hayatını
kaybetti. Olaylar durulduktan ve ortalık biraz sakinleştikten sonra Roonie ve
The Elves’ten iki eleman ELF’I kurdular. 1970ler’in sonlarına doğru resmi olarak
kurulan grup iki yıl aradan sonra ilk albümler “ELF”I yayınladı. Takip eden iki
albümde; “Carolina County Ball” ve “Trying To Burn the Sun”’da Roger Glover
grubun prodüktörlüğünü yaptı. Bildiğiniz üzere Roger Glover Deep Purple’ın
bassçısı ve de prodüktörüydü aynı zamanda. Glover ile Roonie’nin tanışmış olması
ne büyük şans; bu tanışıklık Roonie’yi Deep Purple’ın gitaristi ve sonraki grup
arkadaşı Ritchie Blackmore’a kadar götürdü.
Ronnie & Rainbow
Ritchie Blackmore, yada diğer adıyla “The Man in Black” ve Deep Purple’ın diğer
elemanları güllük gülistanlık içinde olamadı. Ritchie, DP’den ayrılıp yeni bir
grup kurmaya karar verdi. Roonie hakkında çok güzel şeyler duymuştu ve onu az
çok tanıyordu. Kuracağı gruba katılmasını önerdi. Roonie de bunu kabul etti.
Grubun adına “Rainbow” koydu Ritchie. Ilk albüm “Ritchie Blackmore’s Rainbow”
idi ve ilk şarkı da “Man On The Silver Mountain”. Parça gerçekten bir klasik
oldu. Albüm 1975’te yayınlandı. Ikinci albümden hemen önce Ritchie davulcusunu
kovdu ve yerine Cozy Powell [R.I.P.] geldi. Ritchie bunu yaptı çünkü grubun
“kendi” grubu olmasını istiyordu, kendisinin ELF’in içinde olmasını değil.
İkinci albüm için daha çok fantastik konulu sözler yazıldı ve Roonie’nin
hayalgücüyle her şarkı birer kısa hikayeye dönüştü. Ve bu albüm tam anlamıyla
bir başarı getirdi! Sözler harika, Roonie zaten harikaydı. Ve tabi Ritchie’nin
mükemmel riff ve sololarını, Cozy’nin inanılmaz yeteneğini de unutmamak lazım.
Beraber belki de hard rock//heavy metal tarihinin en iyi albümlerinden birini
yaptılar. Stargazer, Roonie’nin uzun zamandır planladığı bir parçaydı. Bu
planından Ritchie’ye de bahsetti ve beraber en mükemmel parçalardan birine hayat
verdiler.
Rising-tour’un hemen ardında Rainbow bir live albüm yayınladı; “On Stage”.
Şimdi sıra yeni albüm çalışmalarına gelmişti. Albüm 1978’de bitti ve aynı yıl
yayınlandı. Albümün adı “Long Live Rock N’ Roll” idi. Hali hazırda 2 stüdyo
albümü yayınlamış olmalarına rağmen hiç single çıkarmamışlardı. Ama üçüncü
albümle birlikte ilk single’larını da yayınladılar; Kill The King.
Sabbath
Yılları
Roonie ve Ritchie birlikte çok mükemmel işler çıkarıyordu ama zamanla Ritchie
asıl “amaç”tan uzaklaşmaya, daha ticari kaygıları olan bir tarza kaymaya
başladı. Buna karşı olan Roonie, gruptan ayrıldı. Ama Ritchie’ye her zaman, o
yada bu şekilde, bir teşekkür borçlu olduğunu düşünen Dio, ona kızmadı da
kırılmadı da.
“Onunla çalışmak her zaman çok güzeldir. Hiç zorluk çekmezsiniz, hemen
aklınızdan geçen fikirleri anlayıp size, sizden daha iyi anlatır. Ritchie ve
ben, müzikal anlamda, aynı yoldaydık. Iyi de anlaşıyorduk ama onun kendi
düşüncelerine ve planlarına karışamazdım. Ayrıldığımız bir nokta oluşmaya
başlamıştı ve bunu tam zamanında sezdim. Ona kızaman, ne de olsa profesyonel
anlamda başarı basamaklarını tırmanmamı sağlayan en önemli kişilerden birisi
kendisi. Böyle bir adam hakkında nasıl kötü düşünebilirim? Bana karşı hiç bir
zaman *içlik yapmadı.” Diye anlatıyor Rainbow ve Ritchie’li dönemleri. Yıllar
sonra bile aynı samimiyette.
Roonie Rainbow’dan ayrıldıktan kendi grubunu kurma planları yaptı. Bir tesadüf
eser Tony Iommi ile tanıştı; The Rainbow adlı bir barda ! [ tesadüfün iğne
deliği ] Tony Iommi, Ozzy’den yorulmuştu. Son iki albümleri “Technical Ecstasy”
ve “Never Say Die” iyi albümler değildi ve Ozzy kredisini giderek tüketiyordu.
Tony, diğer Sabbath üyeleri ve Roonie ile bir görüşme ayarladı. Roonie ve diğer
elemanları birbirinden etkilenmişti. Tabi bundan Ozzy’nin – henüz – haberi
yoktu. Şartlar kesinleşti ve Ozzy, tabir-i caizse, şutlandı. Yerine ise çok
önceden kararlaştırıldığı gibi Dio geldi.
Roonie ile birlikte yazdıkları ilk parça “Children Of The Sea” idi ve Dio’lu ilk
albüm olan efsanevi Heaven and Hell’de yer aldı. ( 1980 )
Heaven and Hell ile birlikte Roonie, tekrar heavy metalin zirvesine oturdu!
Rainbow Rising ile birlikte Heaven and Hell, Dio’nun en mükemmel çalışmalarından
sadece iki tanesini teşkil ediyor.
Ilk single gerçekten bir klasik; Neon Knights
Ikinci single ise “Die Young” oldu. Roonie Heaven and Hell’I hayatının en
unutulmaz başarılarından ve tecrübelerinden biri olduğunu söylüyor ve ekliyor;
“Giderek büyüyen ve hak ettiği yere oturan bir grubun parçası olmak gerçekten
inanılmaz bir duyguydu benim için. Bunu hep beraber başardık; çünkü onlarda
işler böyle yürüyordu. Hepsi gerçekten inanılmaz insanlar!”
Heaven and Hell’den hemen sonra Sabbath ve Roonie ikinci bir albüm yayınladılar;
The Mob Rules. Albüm gayet iyiydi ama biraz da Heaven and Hell’in gölgesinde
kaldı. Tamam.. Aslına bakarsanız albüm gerçekten çok harikaydı ama hakettiği
yere gelemedi.
Albümden sonra Sabbath bir dünya turnesi düzenledi. Bu turne kayda alındı ve
“Live Evil” olarak yayınlandı. Bu albümün stüdyo işleri sırasında Roonie ve
Vinnie Appice Iommi ve Butler ile anlaşmazlığa düştü. Iommi, Roonie’nin grubu
control etmeye başladığını düşünmeye başlamıştı ki Sabbath’ın kendi grubu olması
gerektiğini düşünüyordu. Aynı zamanda taraflar (!) birbirini kendi enstrumanının
sesini daha fazla açmakla suçluyordu.
Ronnie
James Dio ve Kendi Grubu
Roonie ve Vinnie, Sabbath’tan ayrıldıktan sonra beraberce DIO’yu kurdular. Grup
Roonie James Dio’nun solo çalışması değildi; sadece adı Dio idi ama neden ve
nasılını bilemiyorum. Guitarist Vivian Cambell ve bassçı Jimmy Bain de gruba
dahil oldu ve ilk kadro oturdu. DIO’nun ilk albümü o inanılmaz albüm Holy Diver
oldu. 1983’te çıkan albüm özellikle Amerika’da çok büyük bir başarı kazandı.
Albüm, fanlar için adeta bir DIO İncili niteliğindeydi. Albüm klasikleşmiş
parçalarla dolup taşıyor, bir tane bile çürük parça çıkmıyordu. Adını aldığı
parça, Holy Diver, belki de Roonie’nin bugüne kadar bestelediği en ünlü parça
oldu. Stand up and Shout, Rainbow in the Dark, Straight through the Heart
albümden çıkan klasiklerin birkaçı sadece.
Bir sonraki albüm, Last In Line da en az Holy Diver kadar mükemmeldi ve We Rock
One Night in the City, The Last in Line, Egypt and "Evil Eyes gibi harika
parçaları içeriyordu.
Üçüncü albüm, Sacred Heart, DIO’nun belki de en zayıf albümü oldu. Bu albümün
yayınlanmasından kısa bir sure sonra Vivian Cambell gruptan ayrıldı. Yerine ise
Craig Goldie geldi. Craig 4. albüm olan Dream Evil’da çaldı fakat albüm o kadar
başarılı olamadı. Bu da muhtemelen Vivian’ın ayrılmış olmasından
kaynaklanıyordu; fanlar onun gitarına çok alışmıştı.
Dream Evil’ın ardında DIO, Look Up To The Wolves’u yeni bir guitarist eşliğinde
yayınaldılar; Rowan Robertson. En inanılmaz nokta ise Robertson’ın, gruba
girdiğinde sadece 18 yaşında olmasıydı !
Ronnie ve Black Sabbath Birleşiyor
Look Up To The Wolves’tan sonra Vinnie ve Roonie Sabbath’a, Iommi ve Butler’ın
yanına geri döndü. Roonie, DIO’yu beklemeye almıştı. Beraber 1992 tarihli
Dehumanizer’I kaydettiler. Albüm, Roonie’nin en mükemmellerden biriydi.
Gerçekten çok güçlü bir albümdü. Iommi ve Appice gerçekten harikaydı. Ve Roonie
de hiçbir “Rainbow” olmadan da harika işler yapabileceğini kanıtlamıştı =] Ama
ne yazık ki bu reunion uzun süremedi; bir stüdyo albümü ve bir turne kadar
ancak. Ozzy, Black Sabbath’a geri döndü ve Vinnie ile Roonie de ayrılarak DIO’yu
tekrar diriltmeye koyuldu.
DIO Geri Dönüyor
Vinnie ve Roonie DIO’yu tekrar bir araya getirdi ve yeni gitaristleri Tracy G.
oldu. Ve Dio, gerçeklik ve günümüz ile ilgilir şarkılar yazmaya başladı.
Dehumanizer’daki gibi yada diğer albümlerdeki gibi fantastic konuları bir kenara
bıraktı ve realist bir yol izledi. Yaptıkları albüm sadece iyi değildi;
harikaydı. “Strange Highways”. Tracy G, Craig’den de değişikti ve çoğu fan bunu
çok garip buldu ama albüm herşeye rağmen çok iyiydi. 1996’da DIO, yeni bir
albümle; Angry Machines ile geri döndü. Bu Strange Highways’den de değişik bir
albümdü ve fanlar arasında adı en az anılan DIO albümü ünvanını kazandı. Ama
bana kalırsa bunun sebebini hala anlayabilmiş değilim; albüm de parçalar da
gayet güçlüydü ve iyilerdi. Turnede kayıtlar da aldılar ve ilk “gerçek”
anlamdaki live kayıtlarını gerçekleştirdiler. Daha önceden de bir live-lp
yayınlamıştı DIO ama Roonie bunu beğenmemiş ve adını Intermission koymuştu. Bu
live albüm ise 1998’in başlarında yayınlandı. Adı: DIO’s Inferno – The Last In
Live.
Hemen
ardından yeni bir turne geldi 1998’de ve “The Hull and Back Tour 1998” olarak
yayınlandı.
DIO’nun fanları, Roonie’nin Holy Diver’ın özüne dönemsini istemeye ve hatta
Tracy’nin de gruptan çıkmasını istemeye başlamıştı. Istekleri gerçek oldu ve
Tracy ayrıldı. Ritm guitarist olarak grupta kalması önerildi ama kabul etmedi.
Böylece Roonie, Craig Coldy’yi gruba geri getirdi bir sonraki albüm için. Magica
albümü 2000’de yayınlandı. Albüm konsept bir albümdü; Roonie’nin uzun zamandır
yapmak istediği birşey. Ve albüm Holy Diver’ın ötesinde, kesinlikle inanılmaz
bir albüm oldu! Tüm şarkılar baştan sona harikaydı.
Ronnie James Dio – Diğer Projeler
Kariyeri boyunca Dio, grup çalışmaları haricinde başka yan projeler yapma şansı
da buldu.
Elf zamanında Roger Glover’ın bir projesinde “The Butterfly Ball” parçasını,
birkaç tane çizgifilm için soundtrack seslendirdi ama bu çizgifilm projeleri
hayata geçmedi, 1999’da “Love is All” diye çizgi-klibi seslendiren yine Dio idi.Butterfly
Ball’u Deep Purple ile birlikte bir kez daha canlı olarak seslendirdi.
Ayrıca David Coverdale’in “Northwinds” albümünde konuk sanatçı olarak vokalleri
paylaştı ve genç mültecilere destek ama “Children Of The Night” projesinde
çalıştı.
1985 Roonie kendi projesine imza attı; “Hear N’ Aid”. Bir Heavy Metal yardım
kampanyası. Birçok efsane isim bu kapsamda konser verdi ve burden gelen geliri
Dio, Afrika’daki kıtlık ve yoksulluk için bağışladı.
( Hazırlayan: HMTR Yazarı Slayerized )