Bir David Coverdale Hikayesi ; "BURN" - Yazı Dizisi : Bölüm 2
Tarih: 06.02.2007 Saat: 07:42
Konu: Grup Elemanları Hakkında Bilgi


Deep Purple - Burn
Bir David Coverdale Hikayesi - " Hayaller " 2. Bölüm

David Coverdale'in ağzından Deep Purple Yılları...

" ... Şarkılar için fikirler tıkanmaya ve rutinleşmeye başladığında, fikirlerin nasıl da değiştiği gerçekten kayda değer…Elbette Jon Lord, Ian Paice ve Glenn Hughes… gibi güçlü ve yaratıcı kişilerle birlikte. Hissedebiliyordum, o zaman bile, hepsi Ritchie’ye saygı duyuyordu…Onu açıkça yok saymak, def etmek istemiyorlardı… Ama, durum yine de gerçekten demokratikti, ve herkes şarkıların gelişimine katkıda bulunuyordu…"
2. bölümü okumak için devamına tıklayın !


Çok utandığım bir günü anımsıyorum, Ritchie’nin beni prova odasında, Strat’ini çalarken yakaladığı günü. Aklıma koyduğum F# minörle ilgili yeni bir fikirle oyalanıyordum… Ritchie bana karşı çok cömertti ve çaldığımı bilmediğini söyledi. Tahmin ettiğiniz gibi, maestroya(üstat) gitarı, çalması için bıraktığımdan dolayı çok mutlu oldum. Bana hangi şarkı olduğunu sordu ve haklı olarak onu devraldı ve şarkıyı bu gün hala dikkat çeken, en hatırda kalan ‘Mark 111 Cpt.’dan biri olan bir şarkı haline getirdi…Mistreated!

Ritchie çoktan toplantımıza getirdiği yeni bir guitar synthesizer’ı denemeye başlamıştı ve muhteşem bir riffi desteklemek için agresif, eşsiz, hırıltılı bir ton yakalamıştı. Mmm…’Sail Away.’ Gitar özellikle ilham vericiydi ve Deep Purple’ın daha önce yaptığı her şeyden farklıydı. O! Evet, parça çok iyi gelişiyordu.

Ian Paice patlamaya hazır gibi, zevkle çalıyordu beni en üst noktaya çıkmak için zorluyordu ve gerçekten yeni bas davuluyla çalmaktan hoşlanıyordu… ve Glenn sadece onun çalabileceği şekilde çalıyordu… Bir de ikisinin beraber, güzel ikiz kız kardeşlerle çıkıyor olmasının da yardımı oldu!! Ahh, Sıkı bir ritim gibisi yok. Yeah!!

Ne grup ama... Ne kadar inanılmaz, güçlü bir topluluktu bu. Bir şarkıcı olarak, benim için kolaydı; arkada beklemek, izlemek ve dinlemek…ve bu inanılmazdı. Buna bulaştığım için şansıma gerçekten inanamıyorum… Lütfen… Bu bir rüyaysa, uyanmama izin vermeyin…

Clearwell’de gece yarısı seanslarıyla tanışırken, aynı zamandan bir başka hatıra… Ritchie suyla oynuyor, iyi zaman geçiriyordu, ve birkaç pintten sonra, içkiden de etkilenerek benimle konuşmaya, ilgilenmeye başladı… ve ‘Ouji Board’ı getirdi. Bunun doğru olmadığını düşünüyordum ve yüzümü ifadesiz tutmak, duygularımı belirtmemek çok zordu. Dürüst olmak gerekirse, olan bitenin bir parçası olmaya çalışıyordum. Bir süre sonra mazeretlerimi bildirdim ve toz oldum… ancak bazı tecrübeler benimle kaldı. Özellikle bir tanesi… Büyük bir su kütlesinin yakınlarındayken, her zaman için kemer takmam söylenmişti ve Glenn’leyken bundan emin oldum. Şimdiye kadar, bunu söylemekten mutluyum; Herhangi bir su kütlesinin yakınındayken, hiç sıra dışı tecrübeler yaşamadım. (Hımm.)

Bir de Clearwell Castle’de çalıştığımız zamanlarda önemli miktarda kilo aldığımı hatırlıyorum. Her akşam muazzam ziyafetlerimiz oluyordu…olağanüstü ve pahalı Fransız şaraplarının eşlik ettiği ziyafetler ve servisi…hmm…bunu açıklamanın başka yolu yok… Servisi Rönesans dönemi kıyafetleri içindeki seksi kadınlar yapıyordu…bilirsiniz.. göğüslerin, burnunuzun dibinde olmasını sağlayan giysiler..aynı olgun şeftaliler gibi…çok hoş… aslında…Mmm...gerçekten harika. Hepsi bizim ve cömert ev sahiplerimiz…Bernard ve Sue’nun gözetimi altındaydı.

İlginç bir şekilde hiç uyuşturucu görünmedi ve uyuşturucu hakkında hiçbir konuşma geçmedi. Anlaşılan şu ki, Purple için uyuşturucu, içki içmekti…güzel…o zaman…her neyse.
Bütün bunlar gelecekte değişecekti…ama, şimdi…iki bardak bundan, ve biraz daha bundan…çok mutlu bir konuktum orada. O!, evet… ve ‘elma şırası’; sert ama lezzetli ve çok güçlü bir şıra, ülkenin kaldığımız kısmında hazırlanıyordu…ve çok hoştu. Gerçi, itiraf etmeliyim…otumu gizli ve sakin içmeyi seviyordum.

Birkaç hafta sonra, Hamburg’a gideceğimizi öğrendim. Görünüşte stüdyoları kontrol etmek için, ama aslında…birkaç gün rahatla alem yapmak için.

Pasaport fotoğrafımı gördükleri zaman çok gülünçtü. Fotoğrafın bütün ihtişamı oradaydı. Bıyıklarım!... Son birkaç yıldır o kahrolası şeyle tıkanıp kalmıştım. Monty Python skecinden yılışık bir ikinci el araba satıcısına benziyordum.

Harcamam için yüz sterlin vermişlerdi…(Teşekkürler) …ve Almanya’ya birinci sınıfla uçtuk. Saygın Atlantic Otel’e giriş yaptık…Bana Bay Hitler’in bu şirin şehirde olduğu zaman kaldığı süitte kalacağım söylendi…(Hala arkadaşların otel menajeriyle anlaşıp, beni heyecanlandırmak için bunu söylettiğini düşünüyorum…ama yine de anlatacak bir hikaye verdi bana.) Daha sonra albümü kaydetmek için gereken stüdyoyu aradık…ama önce…Hamburg’un heyecan verici gece hayatıyla tanıştırılmalıydım…ve, evet, o hafta sonu hakkında bir çok hikaye anlatmak için yaşadım…Şaşırtıcı şekilde, hiç gece kulübünde veya benzer yerlerde olmadım ve her neye teşebbüs ettiysek krallar gibi karşılandık. DJ’lerin çaldıkları müzik çok iyiydi. Ritchie bana, hangi tempoların dansçılara ilham verdiğini iyi izlememi söyledi ve onu nasıl şarkı sözlerine uygulayacağımı anlattı. Eski Ritchie gerçekten çok iyi bir gözlemciydi. Ondan çok şey öğrendim.

Ne yer ama!!!...Ne kadar güzel bir kadın!!! İnanılmaz zamanlarım oldu…ve şöhret kalıntılarımı artırmak için…sizinle küçük bir hikayemi paylaşacağım, o günlerde nasıl uluslar arası bir saf olduğum hakkında…Şafak sökerken, sarhoş bir halde taksiye bindiğimi hatırlıyorum, üzerinde bilgilendirici bir işareti olan bir taksiye, 'Frei' yazıyordu. Vav!...Bu şehirdeki ulaşım ziyaretçiler için ne kadar da yardım severdi. Bu düşünce otele varışımla bir anda dağıldı…Coşkulu teşekkürlerimi ilettim, ve otele girmeye başladım…Ta ki beni buraya getiren alçak herif bana saldırana kadar…sinirlendirici bir Almanca’yla bağırdı, param nerde…O!...çok üzgünüm bayım. (Potansiyel, istemsiz bağırsak hareketi) ve aniden ne kadar Alman Markım varsa yüklendi, muhtemelen oldukça vardı.

Tamam, sarhoştum, değil mi?

Daha fazla pratik için Clearwell Castle’a geri döndük…ve dünyaya yeni Deep Purple şarkıcısını kim olacağının açıklanması kararlaştırıldı…ve bıyıksız olarak çok daha iyi olacağıma karar verdik, ve kestim. Oo! Bu daha iyi…ve dünyaya tanıtılmaya hazırdım.

Tüm dünyadan otobüsler dolusu gazeteci yeni grupla tanışmak için Gloucestershire’a geldi. Ve Coverdale’lerin yeni küçük oğlu David…

Hala bu çekilen resimler yüzünden kemliyim.Bir rock yıldızı gibi poz verme hakkında hiçbir fikrim yoktu…kesinlikle hiç.

Müzik basınındaki bir çok başlığı hatırlıyorum. ‘Kim bu çocuk?’ Grup tarafından desteklendiğim için Tanrı’ya şükürler olsun.


Eski Deep Purple ihtişamlarının yaşandığı yere dönmeye karar verildi… Montreux, İsviçre…Geneva gölü kıyıları…Bir kez daha Rolling Stones gezici stüdyosu kiralandı…yıllardır benim en iyi arkadaşlarımdan birisiyle, olağan üstü bir ses mühendisi, Mr. Martin Birch’le birlikte…

Bütün akşamı, Martin’le birlikte gezerek, klüplerde sürterek, ve sesimim kaydı hakkında heyecanlı şekilde konuşarak geçirdik: "Motown şarkıcılarının sesini seviyorum, samimi ve soluk soluğa!!!...Benim de öyle söylememi sağlayabilir misin?" Martin gülümsedi…Tabi ki.. ‘Hiç stüdyo tecrübem yok ve hiç ticari kayıt yapmadım, sadece birkaç tane demo…’ Birchy çok sabırlı ve cesaretlendiriciydi, bana kısaca bunu dert etmememi söyledi…(Oh! Bu kadar kolay anlaşılıyor muydu bu?)…ve her şey iyi olacaktı…ve öyleydi.

Bir konferans merkezini devraldık. Rolling Stones gezici stüdyosu, zemin kata park etti…kablolar her taraftaydı…Endüstriyel bir asansör bizi stüdyoyu doğru düzgün kurduğumuz en üst kata çıkardı.

Kasım 1973… Oraya vardığımızda Montreux mevsimsizdi…çok temiz, çok sessiz, çok İsviçreliydi…ama yine de yemeye, içmeye… gittiğimiz bütün yerler son derece pahalıydı…ve benim günlüğümle tam tamına denk geliyordu.(O günlerde kredi kartları yoktu.)

Almak istediğim harika kışlık paltoları, kar botlarını görüyordum…ama her şey Teesside işçi sınıfından bir delikanlı için çok pahalıydı.

…ve çalışmalarımız başladı…çocukların inanılmazlığını görünce uçmuştum…Yerel gruplardaki elemanlarla çalışırken her zaman kutsandığımı hissetmiştim, ama bu bambaşka bir şeydi…Aniden, her şey şekillenmeye başladı. Provalardakinden daha fazla odaklanmıştık. Jon Lord yakıcı klavyesi binayı titretiyordu, sadece onun çalabileceği şekilde…ve beni 'What's Going On Here'da piyanoda çıkardığı işle inanılmaz derecede etkiliyor…ve Glenn…onun gibi doğal bir müzisyen…ve altı silindirin tümünü, uyumlu bir şekilde ısıtıyor…Kendinden tamamen emin…

Ian’ın yarattığı benzersiz ve duraksız davul şablonunu barındıran 'You Fool No One' üzerinde çalışıyorduk…ve o sırada hepimiz kayıt sırasında olan bir şeye gülmekteydik…Ian aniden bagetlerini attı ve bütün davulları öfkeyle yıktı…'Hey, bu kahrolası şeyi çalmak zor..bunu iyi anlayın…aksi halde ben yokum!!' Son 3-4 denemedir şarkıyı mükemmel çalmaya uğraşmaktan terlemeye başlamıştı..ve,söylemeye gerek bile yok..bir dahaki denemede şarkıyı kusursuz çaldık.İyiydi Paicey! Max Roach gibi jazz davulcularına olan sevgisi kendi dönemindekilerden çok daha fazla swinge yönelik (bkz:swing müzik) çalmasına ilham kaynağı olmuştu.Şu güçlü çalışına da bakın..Müthiş..

Ritchie’nin; ‘Burn’ solosuna son şeklini vermek için, solodaki Bach’dan esintiler taşıyan ve tekrarlardan oluşan kısma yeni kayıtlar girdiği sırada yanına, Rolling Stones(Gezici Stüdyo) kamyonuna girdim. Martin’de onunlaydı ve Ritchie yüksek tonda bir parça çaldıkça, o bandı yavaşlatıyordu…parçayı normal şekilde çaldıklarında Ritchie bana ne düşündüğümü sordu…Hiç düşünmeden, bouzoiki(mandoline benzeyen bir yunan çalgısı) gibi olduğunu söyledim…Evet, atmosferi bıçakla dilim dilim etmiştim…Ritchie’te böyle şeyler söylememeliydiniz...Sağır edici bir sessizlikten sonra, Martin’e parçayı bir kez daha çalmasını söyledi…Ve sonra..Haklı,aynı kahrolası bir bouzoiki gibi. "Yok et şunu!!"..Bundan sonra Ritchie’ye karşı dürüst olmaya karar vermiştim…ve sanırım o bu yüzden minnettardı, herneyse.

Grupla işe başladıktan sonra, yönetim beni kalbimin ufak ihtiyaçları doğrultusunda reçeteler yazan çok uyumlu bir doktorla tanıştırdı…ve daha sonra zayıflatıcı haplar kullanmamı kararlaştırdı…Ohh...Ne harika fikir!...Egzersiz yapmadan, yemeğimden ödün vermeden, hatta içme alışkanlıklarımdan vazgeçmeden zayıflamak…
Metabolizmam Amfetamin’i hiçbir zaman kabul etmedi, hatta maceralarımdan sonra kokain almama rağmen..ve haplar beni duygusal olarak çok saldırgan yaptı…uykusuz ve aklımın karışık olduğu zamanlar…Hayal ettiğin gibi, bütün iyi şeyler…ama açıkça eski Yorkshire bünyem kayboluyordu…


Çeviriler: Elesius ve t_wolver
3. bölüm önümüzdeki günler de yayına verilecektir.







Bu haberin geldigi yer: Heavy Metal TR . COM - Keep The Heavy Metal Faith !
http://www.heavymetaltr.com

Bu haber icin adres:
http://www.heavymetaltr.com/modules.php?name=News&file=article&sid=812