Bir David Coverdale Hikayesi ; "BURN" - Yazı Dizisi : Bölüm 3 (Son)
Tarih: 14.03.2007 Saat: 16:34
Konu: Grup Elemanları Hakkında Bilgi


Deep Purple - Burn
Bir David Coverdale Hikayesi - " Hayaller " 3. ve Son Bölüm

David Coverdale'in ağzından Deep Purple Yılları...

"... Gecelerimin çoğunda, sürekli uyanık oluyor ve şarkı sözleri yazıyordum; onlardan birisi de ‘Burn’ oldu. Şarkının bir düzine versiyonunu yazdığıma dair bir şaka yapmıştım… Tam olarak doğru değil, ufak bir abartı sadece… sanırım üç veya dört versiyon yazdım. Onlardan benim için en unutulmazı... Hmm… ‘The Road’du… O parçada ‘BUURRRNN’ yerine ‘Take me dowwwnnn... the ROAAAAD’ sözlerini duyuyorduk. "
En iyi sözlerimden birisi değil… ve Mr.Lord için iyi bir eğlence kaynağı… Her neyse, bütün sözleri unuttum, hatta Ritchie ile ‘Burn’ için, stüdyoda, piyanonun üstünde akıldan yazdığımız sözleri bile unuttum… Söylemeye gerek yok… Onlara çok fazla seçenek sunduğum için oldukça mükemmel hissediyorum… ve yatağı özlüyordum, tam anlamıyla tükenmiştim.
3. ve son bölümü okumak için devamına tıklayın !



 


Yatalı çok olmamıştı ki, telefon çalmaya başladı… Ahizeyi kaldırdım ve yerine koydum, bu birkaç kez tekrarlandı… ve sonra kapım vurulmaya başladı… Bu sefer sinirleniyordum… Gelen, asistanlarımızdan biriydi; ‘ - David, çocuklar fotoğraf çekimi için aşağıda bekliyor.’!!‘Ne fotoğrafı?? Kimse bana bir şey söylemedi!! Bütün gece çalışıyordum… Az önce yatağa girdim… Siktir git…’ Kapıyı yüzüne kapattım ve yatağa gittim.
Kapıdan hala gürültüler geliyor…
‘DEFOL!!’
Israrlı, sinir bozucu bir gürültü…
‘Pekala piç herif!!’
Bay Broad’a önemli derecede fiziksel zarar verecek şekilde kapıyı koparırcasına açtım… ve Bay Blackmore’la yüz yüze geldim, Bay Blackmore yüzüme bakarak; ‘Dinle, arkadaşım… Bu işte kendine önem vermelisin.’ Dedi.
‘Kızardım, hiç kimse bu lanet fotoğraf çekiminden bahsetmemişti ama.’
Bundan sonra, Ritchie ve ben ilk ciddi anlaşmazlığımızı yaşadık.
Tanrıya teşekkürler, çünkü Ritchie ne kadar stresli olduğumu anlamıştı… ve söylemekten mutluyum ki, çok sabırlı ve hoşgörülüydü. Sadece, ‘Acele et ve olabildiğince hızlı hazırlan, seni merdivenlerde bekliyorum’ dedi.
Daha sonra buna çok güldük… ama çok şanslıydım, tam terside olabilirdi.
Alman fotoğrafçı Didi Zill ile yaptığımız çekimler benim için çok acı vericiydi… cehennem gibi görünüyor ve hissediyordum… İyi anılardan biri değil…
……
Bir diğer gece boyu çalışmam, ‘Sail Away’ üzerineydi. Bu sefer ki kelimelerden tam anlamıyla memnundum, aynı Jon Lord gibi… ama şarkıyı kaydederken panik olmuştum, perdenin çok kısa olduğunu düşünüyordum… sanki şarkı değil de, bir monologdu. Oh, hayır, işe yaramıyor. Hapların sebep olduğu bir umutsuzluk içindeydim… Jon’un sesi kulaklıklarıma bir karşılık olarak gelene kadar…‘Davey, bu harikaydı!’
Ne?? Sesin çok kısık olmadığına emin misin?! Ben gerçekten kısık olduğunu düşündüm… Neredeyse ağlayacaktım, kahrolası ilaçlar… Jon heyecanlı bir şekilde konuştu; ‘Hadi, bana inanmıyorsan bir kere dinle.’
‘Tekrar teşekkürler, Jon.’


Kamyonun park edildiği zemin kata indim… ve kamyondan içeri girdim… Ritchie, yardımcı mühendis TP ve Birchy oradaydı… Kamyon için oldukça kalabalıktı. Ritchie kabul eder gibi başını sallıyordu… ve parçayı tekrar dinleyince özgüvenim yerine geldi… Şarkıyı bitirmek için merdivenlere yöneldim.
Benim için bir diğer unutulmaz dakika da, ‘Burn’ toplantılarımız sırasında, tesadüfen Julia adında çok güzel bir Alman kadınla karşılaşmamdı. Kadının ve Purple’ın ortak arkadaşı olan ve Purple’a ‘Merhaba’ demek için uğrayan nazik bir adam tarafından tanıştırılmıştık. Kısa zaman içinde bu çekici hanımla bir arkadaştan daha öte olacağımız, aklımdan bile geçmiyordu… Sadece bu değil, evlendik ve harika bir çocuğumuz da oldu… ama bunların hiçbiri o zaman görünmüyordu.


Deep Purple yeni kayıtları umduğumdan çok daha hızlı tamamladı… Ne kadar harika olduklarının bir başka kanıtı… İsviçre’de iki hareketli haftadan fazla kaldığımızı düşünmüyorum… sonra Londra’ya döndük… Ian Gillan’ın stüdyosunda devam etmek için… ve Martin Birch’ün gözetiminde ‘mixing’ çalışmalarına başladık… Martin ayrıldıktan sonra bu stüdyoda Ian Paice’e eşlik etmeye başlamıştı... ve konsolun başında durup, Ian Paice’in değerli davullarında değişiklikler yapıyordu.
Stüdyoda biraz gülmüş olmalıyım, çünkü şarkıları her tasarlayışımızda, Martin aceleyle, üstünde panik havasıyla stüdyoya dalıyordu… ve daha önceden kaydedilen trampet sesini en baştan kaydederek genişletiyordu… Sanırım kayıt çalışmalarımız boyunca, Ritchie ona tasasız bir şekilde sürekli trampet sesini daha boğuklaştırması için baskı yaptı, Ian’ın tercih ettiği de buydu… ama Paicey biraz da haklı olarak fikirlerini hiç değiştirmiyordu… ‘Mix’leme zamanı gelene kadar…
‘Mix’lemeye başladığımız ilk şarkılardan birisi ‘Mistreated’dı. Özellikle Glenn ve ben birlikte kaydettiğimiz bölümü duymak için can atıyorduk… O şarkıya tam olarak kaç tane armoni sesleri koyduğumuzu hatırlamıyorum… 12… 16??! Oldukça fazlaydı… Her neyse, Martin bize şarkıyı dinlettiğinde kulaklarımıza inanamadık… Stüdyonun ışıklarını kararttı ve ‘play’ tuşuna bastı… Aman Allahım… Şarkıyı duymak hepimizi dondurmuştu… Hayır… Onu duymak harikuladeydi…

Ritchie şarkının gidişatını görmek için geldiğinde, heyecandan yerimde zor duruyordum…
Mmm… Ritchie tamamen hayal kırıklığına uğramış görünüyordu… Anlayamadım…
‘Gitar soloları iyi duyulmuyor…’ Bunu yüzüme bakmadan söylemişti… Bunu duymuş olmalıydınız…
Martin’in seçim şansı yoktu… Coverdale-Hughes çalışmasının sesini kıstı ve Ritchie’nin ‘outro’ solosunu belirginleştirdi…
Kırılmıştım… Glenn ve benim kayıt etmek için hemen hemen bütün bir geceyi harcadığımız bölümleri neredeyse duyulmayacak kadar belirsizleştirmeyi bitirmiştik… Yerimden kalktım ve hiç kimseye bir şey söylemeden stüdyodan dışarı çıktım… Düşününce, o haklıydı… tabi ki… Ritchie baş besteciydi… Riff Tüccarıydı… Heyecan veren gitarı ve sağı solu belli olmayan canlı performansları insanların Deep Purple şovlarına akın etmesindeki asıl faktördü…
Eşyalarımı toplamak için önce otele ve sonrada Kuzey’e, evime döndüm… yeterince tahammül etmiştim… Ve korkunç hissediyordum… Aslında bunun asıl sebebi haplardı… İlaçlar beni kararsız yapıyordu, artık bunları bırakmanın zamanı gelmişti…
Pes etmek, vazgeçmek… Sadece eğlenmek… HAYIR!! Harley St., doktorumdan hediye olarak fazlaca İskoç Viskisi, Kolalar ve yeni bir şey almıştım… Valium adında ufak, değerli şeyler… Birkaç uykusuz ve rahatsız geceden sonra bunların büyük yardımı oldu… Neyse ki birkaç yorucu haftadan sonra her şey iyi görünüyordu… Yeniden kendim gibi hissediyordum… Hmm… Hiç fena değil… Bir bağımlılıktan diğerine geçmek…
Gruba veya yönetime kimyasallarla aramda olan yakın ilişkiden hiç bahsetmemiştim… Şovdan önce terk etmeyi düşünmüştüm… Evet… Çok ileri gitmediğim için memnunum… Aslında, çok memnunum…

Arkadaşların hepsi şarkının senfonik gücünün farkına varmıştı… ‘Burn’ albümün adı olmalıydı… Sıradaki adım fotoğrafçı Fin Costello’nun stüdyosuna albüm kapağı için rapor vermekti… Dürüst olmak gerekirse, kapak için şamdanlı konsept fikrinin kimden çıktığını hatırlamıyorum… Tek hatırladığım, albüm için, -adını bilmediğim bir heykeltıraş tarafından grubun balmumu heykellerinin de yapımında da kullanılan- portrelerimizin çekilmesi ve bu sırada Fin’in asistanı tarafından 360 derece döndürülen bir sandalyede oturuyor olmamdı… Ritchie bir şapkanın onun daha fazla göze çarpmasını sağlayacağını düşünmüştü… ve haklıydı, tabi ki…
Hepimize birer takım mum almamız söylenmişti… Elbette iki menajerimizden başkası almamıştı… Bana kalırsa, albümün arka resmini ön kapak yapmalıydık… Bitmiş mumların, Deep Purple gibi bir grup için daha ağır ve güçlü bir imaj olacağını düşünmüştüm…
Albümün ilk test baskılarından birini aldığım gibi biraz gergin olarak onu hemen B & O marka pikaba taktım… Purple ile iş yapmanın keyfini çıkarıyordum… Pikabı çalıştırdım…arkama yaslandım…ve neredeyse albümü bütün o harika stereo kalitesiyle dinlerken heyecandan ölüyordum… Daha önce o dakikada ki gibi bir telaş hiç yaşamamıştım… Bunlar benim için çok yeni duygulardı… Çok gururluydum ve albümü arkadaşlarıma göstermek için bekleyemiyordum… En sonunda gerçekten bir kayıt yapmıştım… Hem de iyi bir kayıt…

Dürüst olmak gerekirse, o sevinçle göz yaşlarıma hakim olamamış olabilirim…
‘Burn’ içinde bulunduğum ilk profesyonel ve ticari kayıttı… 21 gibi olgun bir yaşımda(!)… ‘Burn’ bir Deep Purple albümüydü… Modern müzik tarihinin en başarılı rock gruplarından birinin albümü…
‘Burn’ hit olmuştu… Hem ticari olarak, hem sanatsal olarak… Atlantik’in iki yakasında da, Pasifik’te de… Grup üyelerinin ve menajerlerin rahat bir nefes aldığını anlayabiliyordum… Purple’da değişimlere rağmen hiç ivme kaybı yoktu… Deep Purple başarılarına devam ediyordu…
Albüm, bana gold ve platinyum ödüllerimin ilklerini kazandırmıştı… ve yaşamımda bugün de hala devam eden bir çok olağanüstü macerayı yaşama fırsatını vermişti… üzerinden 30 yıl sonra bile…


Ritchie Blackmore, Jon Lord, Ian Paice ve Glenn Hughes ile aynı grupta olmak tamamen heyecan vericiydi. Daha iyi birini seçebilecekken tanımadıkları birine şans vermekle gösterdikleri cesaret... hala düşündükçe nefesim kesiliyor. Onlar tartışılmayacak şekilde hayatımın gidişatını değiştirmişlerdi…(İlk başta bir resim öğretmeni ve grafik dizaynıyla ilgilenen biri olmayı planlamıştım) Ve onlarla olan nispeten kısa birlikteliğimde kişisel ve profesyonel çok şey öğrendim… iyi veya kötü… Eğer Deep Purple ile birlikte olmasaydım, bunca yıldır keyfini çıkardığım fırsatlara açılan bu denli kapı olduğunu asla bilemeyecektim, zihnimde ve kalbimde bununla ilgili hiç bir soru işareti yok… Sonunda burada… Deep Purple, ‘Burn’ albümü… 30 yıl sonra yenilendi… Şimdi her zamankinden daha taze… Hala olağanüstü kaliteli… Burada sizin için bir albüm var!!!

David Coverdale
Lake Tahoe...
USA...April 2004.


Tüm seri için bölümler aşağıdadır:
2. bölüm
1. bölüm

Orijinal makaleden Çeviri: Elesius ( Katkıda bulunanlar HaTeBReeDeR ve t_wolver )







Bu haberin geldigi yer: Heavy Metal TR . COM - Keep The Heavy Metal Faith !
http://www.heavymetaltr.com

Bu haber icin adres:
http://www.heavymetaltr.com/modules.php?name=News&file=article&sid=830